Etkinlikler - Voyvoda Caddesi Toplantıları 2005-2006
A. İKTİSAT TARİHİ SÖYLEŞİLERİ
Her ayın birinci Çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında
Türkiye'nin Avrupa'daki yolu/rolü üzerine...
5 Ekim 2005 – Soli Özel
Yolun Gerisi ya da Sonrası
AB-Türkiye ilişkileri önemli bir dönemeci daha geride bıraktı. Bundan sonra sürecin ne şekilde gelişeceğini, hem Türkiye'nin yaptıkları hem de AB'nin kendi iç krizini atlatma hızı belirleyecek. Türkiye açısından önemli olan, neyi hedeflediğini ve kendi çıkarlarını gözden hiç uzak tutmamasıdır.
9 Kasım 2005 – Prof. Dr. Eser Karakaş
Türkiye-AB İlişkilerinin Neresindeyiz?
Türkiye'nin, 1959 yılından beri kapısını araladığı Avrupa Birliği yolundaki kilometre taşlarına değinilerek, 1999'dan günümüze yaşanan ve bundan sonra yaşanacak müzakere süreci irdelenecek.
7 Aralık 2005 – Doç. Dr. Deniz Gökçe
Avrupa'ya Katılım Ortamında Türkiye'de Sektörel Reform Gerekleri – Dünden Bugüne Bir Bakış
Türkiye'nin hem kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan hem de Avrupa Birliği'nden kaynaklanan reform gereksinimleri var. Bu gereksinmeler ya makroekonomik gözlükle ya da tarım, sanayi gibi geniş konular çerçevesinde tartışılıyor. Konuşma, tarihsel bir perspektif içinde, tartışmayı telekom, enerji, tabii gaz, imalat sanayi gibi daha spesifik sektörlere götürmeyi amaçlıyor.
4 Ocak 2006 – Prof. Dr. Atila Eralp
Avrupa Birliğinin Değişen Dinamikleri
Avrupa Birliği ile ilişkilere Türkiye merkezli ve Türkiye-AB ikili ilişkileri çerçevesinde yaklaşmak şeklinde gelişen bakışın eleştrisi yapılacak. Türkiye-AB ilişkilerine, Avrupa Birliği'nin değişen dinamikleri çerçevesinde bakılması önerilecek. Özellikle Helsinki Zirvesi sonrasında AB'nin gelişme dinamiği çerçevesinde, Türkiye-AB ilişkileri ele alınacak. Avrupa Birliği'nin değişme dinamiği içerisinde Türkiye ile ilgili yaklaşımların ve tartışmaların nasıl şekillendiği, hangi temel konulara yöneldiği ortaya konulmaya çalışılacak.
1 Şubat 2006 – Prof. Dr. Beril Dedeoğlu
Türkiye-Avrupa İlişkilerinin Dünü, Bugünü ve Geleceği
Türkiye-AB ilişkilerinin uzun bir geçmişi olduğu düşünülse bile, bu ilişkilerin bir ortaklığa dönüşmesi oldukça yeni. 2. Dünya Savaşı'ndan itibaren tarafların birbirine karşı yürüttüğü politikalar, daha çok "dış ilişki" kapsamında değerlendirildi, Avrupa Türkiye'yi yakındoğudaki müttefiki, Türkiye de Avrupa'yı "İki Batı"dan biri kabul etti. Tarafların diplomatik ve siyasal ilişkileri, bu uzaktan bakışın bir uzantısı olarak gelişti ve dışsallaşma ortamında ilişkilerin özü "güvenlik" olgusuna dayandı. Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleşme süreçlerini izlememesi, benimsememesi ile AB'nin benzer bir tutum sergilemesi, Türkiye'nin aday ülke olmasını, her iki tarafın şaşkınlıkla karşılamasına yol açtı. Küresel sistemle birlikte AB'nin ve Türkiye'nin değişmeye başlaması, Türkiye'yi bir AB üyesi olmaya hazırlayan aşamaya getirdi, ancak bu sürecin işlemesi, her iki tarafın, önceki siyasal paradigmalarını terk etmesine bağlı hale geldi.
1 Mart 2006 – Doç. Dr. Hakan Yılmaz
Avrupa ve Türkiye: Karşılıklı Şüpheler
Türkiye ve Avrupa'da gerçekleştirilen iki araştırmanın sonuçları karşılaştırmalı olarak sunulacak. Bunlardan ilki, Temmuz 2003-Temmuz 2004 tarihleri arasında gerçekleştirilen, esas olarak derinlemesine görüşmelerden ve ulusal bir kamuoyu yoklamasından çıkan verilere dayanan, "Türkiye'de Avrupa Şüpheciliği" araştırması. Diğeri ise 2005 yılının ikinci yarısında yürütülen, esas olarak ilgili ülkelerde yapılmış derinlemesine görüşmelere dayanan, "Fransa ve Almanya'da Türkiye Şüpheciliği" konulu araştırma. Konuşmada, her iki şüphecilik alanının kesiştiği ve birbirini beslediği temalar ile birbirlerinden bağımsız oluştuğu noktalar üzerinde durulacak.
5 Nisan 2006 – Prof. Dr. Emre Gönensay
AB'nin Geleceği ve Türkiye
Avrupa Birliği hangi sorunlar ve krizler ile karşı karşıya? Bu sorunların temel sebebleri ve çözümleri neler? Sorunlu bir AB ile Türkiye'nin ilişkileri nasıl gelişir, nasıl gelişmeli?
3 Mayıs 2006 – Prof. Dr. Ahmet İnsel
Avrupa Birliği'nde Genişleme Sancıları
Federal Avrupa ülküsünü zımnen içinde taşıyan Avrupa Birliği dinamiği, 1990'larda art arda alınan genişleme kararlarıyla, federalizmi çok ileri bir tarihe erteleme riskiyle karşı karşıya kaldı. Genişleme öncesi, federal Avrupa yönünde gerekli adımların atılmamış olması, bunun esas sorumlusu oldu. AB'nin son bütçe tartışmalarının da gösterdiği gibi, genişlemenin, daha uzun bir dönem durdurulması mümkün olmayan bir süreç olduğunun bilincine varan AB yöneticileri, uyum yükümlülüğünü üye adayı devletlere eskisinden daha fazla dayatarak genişlemeyi ertelemeye çalışıyor.
Siyasal ve toplumsal nedenlerle genişleme açısından en sıkıntılı ülke olan ve bu bağlamda genişlemenin sınırını oluşturan Türkiye'nin, önümüzdeki dönemde aday ülke ilişkilerini böyle bir konjonktürde sürdüreceği öngörülebilir.
31 Mayıs 2006 – Prof. Dr. Fuat Keyman
Avrupa'nın Geleceği, Türkiye'nin Üyeliği
3 Ekim 2005 tarihinde başlayan tam üyelik müzakereleri, Türkiye-AB ilişkilerinde çok başarılı bir adım olarak görülse de, sonuçları açısından belirsizlikler taşıyan bir süreci başlatmıştır. Bu konuşmada, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin, hem Avrupa'nın siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceği, hem de Türkiye'nin demokratikleşme ve ekonomik kalkınmada atacağı adımlara bağlı olacağı önerisi temellendirilmeye çalışılacak.
B. İSTANBUL SOHBETLERİ
Her ayın ikinci Çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında
İstanbul'un tarihine mimar gözüyle bakmak...
12 Ekim 2005 – Prof. Dr. Atilla Yücel
Yüzyıl Dönemeçlerinde Beyoğlu Mekanı: Bir Yapının Öyküsü, Bir Sokağın Öyküsü
1890'lar, 1900'ler, 1980'ler, 2000'ler... Geri planda 1850'lerin Beyoğlu'su: Dini misyonlar, okullar, yetimhaneler, rahibeler, sefarethaneler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Museviler... Konutlar, üst katlarda yaşayanlar, varsıl Levantenler ve diğerleri... Alt katlarda yaşayanlar, dükkan sahipleri ve kapıcılar...
Aradaki yıllar:
1920'ler... İşgal sonrası, yeni malikler, yeni kullanıcılar... 1950'ler ve sonrası. Bir sokak: Postacılar Sokağı (eski Rue des Postes) ve devamı olan Tomtom Kaptan Sokağı boyunca İstiklal Caddesi'nden (eski Grande Rue de Péra) Tophane'ye doğru zaman ve mekan içindeki dönüşümler: Kent dokusu dönüşümleri, yapı türü dönüşümleri, kullanım ve kullanıcılara bağlı sosyal topoğrafya dönüşümleri, fiziksel görünümdeki dönüşümler. Bu öykünün bir sokak ve bir yapı, eski adı Soeurs Garde Malades Apartmanı olan 100 yıllık bir binanın doğumu, yaşamı ve yeni yaşamı (restorasyonu) üzerinden izlenmesi.
16 Kasım 2005 – Prof. Dr. Doğan Kuban
İstanbul'un Neyinden Söz Etmeli?
2.700 yıllık bir tarihin verilerini gizli ya da açık biçimde saklayan, her politik ve kültürel değişimde yeni bir kimlik kazanan İstanbul, 1950'den sonra tarihinin bütün fiziksel boyutlarını kat kat aşan kökten bir değişime uğramıştır. Tarihi çekirdeğinin iskeleti çerçevesinde kaotik bir megalopolistir. Kentin yarattığı sorunlara politik egemen kırsal kültürün yanıt vermesi olanaksızdır. Konuşma, İstanbul söyleminde vurgulanması gereken öncelikler üzerine kurulmuştur.
14 Aralık 2005 – Hasan Kuruyazıcı
Galata'nın Unutulmuş Mimarları
19. yüzyılın ikinci ve 20. yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da canlı bir yapı etkinliğinin varlığı görülmektedir. Bu kapsamda, başta apartmanlar ve iş hanları olmak üzere inşa edilmiş yapıların çoğu günümüze ulaşmıştır. Ama bunların mimarlarından adını bildiklerimizin sayısı pek azdır. Hasan Kuruyazıcı, 10 yılı aşkın bir zamandan beri sürdürdüğü kaynak araştırmalarıyla, adları unutulmuş bu mimarların (Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten ve yabancı, Müslüman) 850'den çoğunu yeniden ortaya çıkarmış, inşa ettikleri 60'ı aşkın binayı saptamıştır. Kuruyazıcı konuşmasında, Galata ve çevresindeki yapılarla bunların unutulmuş mimarlarını tanıtmaya çalışacak.
8 Şubat 2006 – Doç. Dr. Cengiz Can
Fossati'lerin İstanbul'u
Sunumda, batıdan doğuya gelen Fossati'lerin, 19. yüzyıl ortasında henüz geleneksel yapısını sürdüren İstanbul'da karşılaştıkları kentsel ve mimari değerlere bakışları ve yerel kültüre duyarlılıkları ele alınacak. İstanbul'da işverenleri olan Tanzimat yöneticilerinin, Avrupa'yı model alan değişim kararlılığını yansıtan tasarım taleplerinin mimarlarda oluşturduğu ikilem, Ticino Devlet Arşivi'nde muhafaza edilen orijinal çizimler ve belgelerden yararlanılarak irdelenecek.
8 Mart 2006 – Yrd. Doç. Dr. Derin Öncel
Osmanlı Konutunun Gelişim Sürecinde Galata Apartmanları
Osmanlı konutunun gelişim sürecinde, 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren özellikle Beyoğlu bölgesinde yapılmaya başlanan apartman konutlarının Galata'daki örnekleri üzerine yapılan çalışmanın, önemli başlıkları aktarılacak.
Çalışma, apartman konut tipinin Galata kulesi çevresinde sınırlı bir alan içindeki tüm örneklerini kapsayan bir tipoloji çalışması. Araştırma alanı, mekansal açıdan süreklilikleri sorgulayabilmek amacıyla, apartman örneklerinin mimari açıdan birçok değişik biçimde ve kentsel ölçekte kendine özgü özellikleri olması ana fikriyle saptandı. Böylece, araştırma alanında apartmanlaşma öncesi şehir dokusu ve parsel morfolojisi, dönemin kentsel operasyonları, nüfusun geçirdiği sosyal değişimler, geleneksel ve modern yaşam biçimlerinden yeni konut mekanlarına yansıyan düzenlemeler de göz önünde bulunduruldu. "Ortaya çıkan yeni konut tipi", salt şematik yaklaşımlarla değil, farklı perspektiflerden ele alınmaya çalışıldı.
12 Nisan 2006 – Turgay Tuna
Fenerden Levantenlere, Eski Evlerden Mimarlara: Yeşilköy
Bakırköy'ün bilinen tarihine karşılıkYeşilköy'ün "kapalı kutu" tarihi inanılmayacak kadar zengin ve şaşırtıcıdır. 1871 yılının Ocak ayında hizmete giren demiryolu ile birlikte, Bakırköy gibi Ayastefanos da cazip bir sayfiye semtine dönüştü. Bugün de kimileri ayakta kalabilmiş birbirinden güzel köşkler, konaklar yapıldı. İstanbul'un köklü, kalburüstü Levanten aileleri gibi yazar, çizer, politikacı, tüccar takımından seçkin Müslüman aileler de Ayastefanos'a gelip yerleşti. Kimler gelip geçmedi ki buradan... Dadyanlar, Feriköy'e adını veren aile Ferry'ler, Servet-i Fünun'un sahibi Ahmet İhsan Tokgöz, Halit Hakkı Karay, Nadir Nadi, Mehmet Ali Aybar, Türk balesinin kurucusu Ninette de Valois ve yüzyılın başlarında bir rüzgar gibi esip coşan ünlü Levanten mimarlardan Philippe Bello, Amanchich, Barborini, Guiglio Mongeri, Sempirini...
10 Mayıs 2006 – Prof. Dr. Uğur Tanyeli
18. Yüzyılda İstanbul: Başkalaşımın Eşiğindeki Kent
İstanbul tarihini 17. yüzyıl sonuna kadar karakterize eden olgu değişimse, kentin kimliğini 18.yüzyıldan bu yana tanımlayan nitelik de başkalaşımdır. Osmanlı payitahtında fiziksel çevre, bu yüzyılda radikal biçimde dönüşmeye başlar. Osmanlı üst sınıflarının fiziksel ve doğal çevreyi algılama ve değerlendirme yaklaşımları değişir. Daha da önemlisi, güzellik, lüks ve konforun yeni tanımlar edindiği bu evrede, mekanın ve mimarinin toplumsal çatışmalara bir aktör olarak katılması gibi, "modern" denilebilecek davranış örüntüleri belirir.
14 Haziran 2006 – Aykut Köksal
İstanbul'un Bizans Dönemi Tarihsel Topografyası Üzerine Birkaç Gözlem
İstanbul'un Bizans dönemi tarihsel topografyası üzerine bugüne dek yapılmış çalışmaların büyük bir bölümü, özgün kaynak metinlerden yola çıkar ve kentin bugüne ulaşmış yapısıyla pek ilgilenmez. Oysa, İstanbul'un Bizans dönemi tarihsel topografyası, gerek Osmanlı döneminde kendini sürdüren, gerekse de bugüne ulaşan mekânsal örgütlenme mantığıyla ilişki içindedir. Bu ilişkiyi ve sürekliliği yok sayan çalışmalar dolayısıyla, kentin hiç sahip olmadığı "sur" çizgileri bile, adeta bilimsel bir efsane olarak yayınlarda var olmayı sürdürebilmiştir. Konuşmada, İstanbul'un büyüme evrelerinden sokak dokusuna, ana portikli yollarından bölge sınırlarına ve yer adlarına ulaşan bir bağlamda, kentin Bizans dönemi tarihsel topografya bilgisine yeni katkılar taşıyan gözlemler paylaşılacak.
C. MÜZİK VE EDEBİYAT SOHBETLERİ
Her ayın üçüncü Çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında
Müziğin edebiyat ile dansı...
19 Ekim 2005 – İlke Boran
Müzikte Faust Teması
Faust efsanesi ortaçağdan itibaren Avrupalı insanın ilgi odağı olmuştur. Başta sözel olarak aktarılan ve ortaçağın sonlarında yazıya dökülen efsane, edebiyattaki doruk noktasına Goethe'nin kalemiyle ulaştı. Goethe'nin yazdığı iki kitaptan oluşan Faust hikayesinin birinci kitabı, 19. yüzyılın sanatçılarına büyük esin kaynağı oldu. 19. yüzyıl bestecileri için Faust, neredeyse vazgeçilmez bir çekiciliğe sahipti. Neydi Faust hikayesindeki bu çekicilik? Seminerde, Faust hikayesindeki özellikler ve 19. yüzyıl bestecileri arasında özellikle Berlioz ve Lizst'in Faust efsanesini müziksel olarak ele alış biçimleri incelenecek.
23 Kasım 2005 – Sarper Özsan
Müzik Tarihi İçerisinde Müzik ve Edebiyat Disiplinlerinin Etkileşimi
Konuşma kapsamında, Ortaçağdan bu yana müzik ve edebiyatın birbirine olan etkileri örneklerle anlatılacak.
21 Aralık 2005 – Sungu Okan
Edebiyat, Müzik ve Dans – "Bale Sahnelerinde Bir Shakespeare Başyapıtı"
William Shakespeare'in "Romeo ve Juliet" adlı tragedyası, özellikle 19. yüzyıldan itibaren Piotr Ilyich Tchaikovsky, Charles Gounod, Hector Berlioz, Frederick Delius gibi bestecilere ilham kaynağı olmuştur. Edebiyatın belki de en kuvvetli anlatım biçimi olan senfonik şiirin yanı sıra, opera ve senfonilere de konu olan "Romeo ve Juliet"in belki de müzikte en çok sevilen karşılığı ise hikayeyi bale sahnelerine ustaca taşıyan Sergei Prokofiev tarafından bestelenmiştir. Seminerde, Prokofiev'in müziği eşliğinde dünyaca ünlü koreograflar tarafından tasarlanan dört farklı "Romeo ve Juliet" balesi karşılaştırmalı olarak tanıtılacak ve balenin önemli bölümleri DVD'den gösterilecektir.
17 Ocak 2006 – İlke Boran
Richard Wagner ve Edebiyat
Edebiyatçı olmak üzere hayata atılan Richard Wagner, müzik tarihinin en eksantrik bestecilerinden biri olarak tarihe geçti. Söyleşi, Wagner'in gönülden bağlı olduğu edebiyat ve felsefenin operalarındaki yansımalarını inceliyor. Besteci Wagner ile edebiyatçı Wagner'in buluşmasından doğan yapıtların en kapsamlısı olan Der Ring des Niebelungen örnek olarak alınıyor.
15 Şubat 2006 – Ayşe Sezerman
William Shakespeare ve Opera
Tarihin gelmiş geçmiş en büyük yazarı olarak kabul edilen William Shakespeare'in yapıtları yüzyıllar boyunca bestecilerin ilgi odağı oldu. Söyleşide, opera repertuvarının büyük bölümü için çok değerli bir malzeme olan Shakespeare'in opera tarihi üzerine etkileri irdeleniyor.
15 Mart 2006 – Prof. Dr. Metin Ülkü
Claude Debussy'nin Müziğinde Dönemin Empresyonist Sanat ve Edebiyatının Etkileri
Empresyonizmin müzik tarihi içerisindeki en önemli temsilcilerinden biri olan Claude Debussy'nin eserleri, kuşkusuz dönemin empresyonist sanatı ve edebiyatı ile yoğun etkileşim içerisindeydi. Konuşmada, bu etkileşimin Debussy'nin elinde nasıl şekillendiği ve Debussy'nin müzik estetiğinin oluşumu ele alınıyor.
19 Nisan 2006 – Elif Damla Yavuz
Puşkin ve Ulusal Rus Operası
19. yüzyılın "ulusalcı" idealleri içinde Glinka'yla doğduğu kabul edilen Rus operası, kendi var oluşunu, Maksim Gorki'nin "Bütün başlangıçların başlangıcıdır." dediği Puşkin'de aramıştı. Konuşmada, Rus bestecilerinin, kendi Byron, Shakespeare veya Goethe'leri olarak kabul ettikleri, Rus ulusçuluğuna tartışmasız büyük katkıları olan Puşkin'le etkileşimleri irdelenecek.
17 Mayıs 2006 – Kıvılcım Yıldız Şenürkmez
Edebiyat-Müzik İlişkisi Çerçevesinde Richard Strauss'un Salome ve Elektra Operalarına Bir Bakış
20. yüzyılın başında Berlin'de bütün sanatlarda ahlaki ve duygusal çöküntüleri, aşırılıkları ön plana çıkaran yapıtlar görülür. İnce cümlelerle dile getirilemeyeni saptamak, betimlenemeyeni çağrıştırmak dönemin edebiyat anlayışında oldukça belirgin bir şekilde karşımıza çıkar. Böyle bir ortamda Richard Strauss, Oscar Wilde'ın metni üzerine oluşturduğu Salome operası ve Hugo von Hofmannsthal ile işbirliği sonucu yazdığı Elektra operası ile doğadışı olana, çeşitli ikilemleri, şiddeti, tutkuyu içinde barındıran konulara yönelir. Konuşmada Salome ve Elektra operaları üzerinden metne kaynak alınan konuların müzikle nasıl bir etkileşim içinde olduğu incelenecek ve karakterlerin ele alınışındaki belirleyici noktalar üzerinde durulacak.
D. OBJE VE RİTÜEL SÖYLEŞİLERİ
Her ayın dördüncü Çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında
Sanatın günlük yaşama yansıması ve yaşamı algılayış kültürü üzerine...
26 Ekim 2005 – Orhan Yılmazkaya
Türk Hamamı: Aydınlık Kubbenin Altındaki Sıcaklık
"Göbek taşından geniş ve aydınlık kubbeye yansıyan yüzyılların birikmiş anılarını süzemedikten sonra, hamam sadece su dökünmek değil midir? Onu zaten evimizde de yapıyoruz..."
Hamama gitmekle yıkanmak arasındaki farkı 20. yüzyılın ikinci yarısının "modern" Türk insanı maalesef bilmiyor.
Yazar Orhan Yılmazkaya, "Türk Hamamı" adlı kitabında çizdiği hamam portresini "yüzyılların birikmiş anıları" olarak sohbete konu ediyor.
Hamam külhanında yakılan toplatılmış kitaplar, külhanbeylerinin ortaya çıkışı, hamam suyunun neden dışarı verilmediği, hamam efsaneleri, gelin hamamı, damat hamamı, kırklama, Türkiye'nin en eski ticari işletmesi olarak hamam, oryantalistlerin gözüyle Türk hamamı…
30 Kasım 2005 – Prof. Dr. Edhem Eldem
Osmanlı Müslüman Ölüm Ritüellerinde Devamlılık ve Değişim
15. ve 20. yüzyıllar arasındaki beş asırlık süre içinde, Osmanlı-İslam kültüründe ölüm ritüelleri bir yandan İslam geleneğinin temeli üzerinde otururken, diğer yandan da Osmanlı kültürünün kendine has özellikleri nedeniyle etkileşime uğramıştır. Bu sürece bir de 19. yüzyılda başlayan modernleşme hareketi eklenince, ölüm ritüellerinin batının etkisiyle bazı dönüşümlere uğradığı görülmektedir. Konuşma, etki ve süreçlerin zaman içindeki etkileşimini, örneklere dayanarak ele alacaktır.
28 Aralık 2005 – Prof. Dr. Günsel Renda
Osmanlı Sarayında Görkemli Bir Protokol: Elçi Kabul Törenleri
Osmanlı sarayında gerçekleştirilen resmi törenler arasında, elçi kabullerinin ayrı bir yeri vardı. Törenler, imparatorluğun gücünü göstererek elçileri etkilemek için ulufe divanına yani maaş gününe rastlatılır, elçiler divana ve ödemelere tanıklık ederlerdi. Elçi ve heyetlerinin tören sırasındaki giysileri ve hareketleri de belirli protokol kurallarına bağlıydı. Elçinin, arz odasında padişaha itimatnamesini sunmasıyla son bulan tören, hem Osmanlı ressamları hem de elçilere eşlik eden Avrupalı ressamlar tarafından ayrıntılarıyla belgelenmiştir. Konuşmada, yüzyıllar boyunca doğudan ve batıdan gelen elçilerin kabul törenleri, canlı görsel belgeler eşliğinde sunulacak.
22 Şubat 2006 – Prof. Dr. Uğur Derman
İstanbul'un Osmanlı Devri Kitabeleri
Bina kitabeleri, bir ülkenin "taş üzerindeki tapu senetleri" kimliğiyle kabul edilir. İstanbul, Osmanlı payitahtı olduğu 1453 yılından bu yana, binlerle kitabeyi sahiplendi, ancak bunların büyük kısmı yok oldu.
Kitabelerin tamamına yakını manzum olarak yazıldı. Sonunda daima ebced hesabıyla tarih düşürüldü. Bazıları Divan Edebiyatı'nın tanınmış şairlerince söylendi, bazıları da devrin hat üstadları tarafından "celî sülüs" ve "celî ta'lîk" hatlarıyla yazılıp taşa kabartma olarak işlendi.
22 Mart 2006 – Prof. Dr. Hatice Aynur
İstanbul'da Kadınların Yaptırdığı Çeşmeler Üzerine...
Osmanlı İstanbul'unun kimliğine tanıklık eden önemli kentsel yapılar arasında yer alan sebil ve çeşmeler, 20. yüzyılın başlarına, hatta ortalarına kadar İstanbul'un gündelik yaşamının ayrılmaz bir parçası konumunda idi. Ancak onlara duyulan gereksinim, evlerde suyun akmasıyla birlikte azaldı. Her biri yapıldığı zamanın kültür ve sanat anlayışının seçkin örnekleri olan çeşme ve sebiller, korunmak yerine yıkılmaya, yok olmaya ya da yok edilmeye terk edildi. Konuşmada, halen devam eden Osmanlı'da Kadınların Yaptırdığı Hayratlar I: Istanbul Çeşmeleri adlı projeden yola çıkılarak, Osmanlı dönemi su kültürü, İstanbul'da kadınların yaptırdığı çeşme ve sebillerden örnekler, çeşme yaptıran kadınların kimlikleri konularının üzerinde durulacak.
26 Nisan 2006 – Ömür Tufan
Japon Porselenleri
Topkapı Sarayı'nda ve diğer Osmanlı saraylarında çok sayıda Japon porseleni bulunuyor. Söyleşide, porselenlerin tarihçesi ve özellikleri hakkında genel bilgi verilerek, önemli detayları vurgulanacak.. Arita ve İmari porselenlerinin yapılış şekilleri, yapıldığı yerler ve onların Osmanlı saraylarına kadar geliş öyküleri anlatılacak.. Porselenlerin üzerinde yaygın olarak kullanılan desenlerin anlamları ve Japon porselenlerinin içindeki ünlü markalarla, bunların yapıldığı yerlere de değinilecek...
24 Mayıs 2006 – Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu
İstanbul'da XV. Yüzyıldan Beri Devam Eden Bir Üretim: Eyüp Çömlekçiliği
İstanbul kentinde günlük kullanım için gerekli çömlek imalatının yüzyıllar boyunca değişmeyen merkezi Eyüp olmuştur. İmaretlerde kullanılan tabak ve bardaklardan sarayda kullanılan kimi özel çömleklere, mezarlıklardaki testilerden bahçelerdeki saksılara, kuru tahılların saklandığı kavanozlardan su küplerine kadar İstanbullunun her türlü ihtiyacını karşılayan Eyüp çömlekçileri, farklı nedenlerle değişik tip üretimlerini sürdürmüşler, ürettikleri nesneleri de yeni işlevlere göre biçimlendirmişlerdir. Konuşmada Eyüp çömlekçiliği, bölgede yapılan sondaj çalışmalarından çıkan örnekler, yurt içi ve yurt dışındaki müzelerde yapılan araştırmalar ve tarihi bilgiler kapsamında tanıtılacak, uzun yıllar süren bu üretimin devam etmesinin nedenleri üzerinde durulacak.

|
 |