Güncel - Voyvoda Caddesi Toplantıları Ocak – Mart 2010
A. SİYASİ İKTİSAT SÖYLEŞİLERİ
Her ayın birinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Çevre Ekonomisi konusu işleniyor.
7 Nisan 2010 - Hasan Ersel
Çevre Sorunları İktisatta Nasıl Ele Alınıyor?
Çevre sorunları, zannedildiğinin tersine, iktisatçıların hep ilgisini çekti. Bu konuda yapılan çalışmalarda, hem bu sorunun anlaşılmasına, hem de çözüm yollarının geliştirilmesine önemli katkılar yapıldı. İktisatçıların bu bağlamda sordukları başlıca sorular şöyle sıralanabilir: i) Çevre sorunlarından kaynaklanan zararların ve bunları gidermek için alınması gereken önlemlerin maliyeti nasıl tahmin edilir? ii) İktisadi faaliyetlerin çevreye zarar vermeden yapılabilmesi, piyasa mekanizması kuralları içinde olanaklı mıdır? iii) Eğer olanaklı değilse, bu amaca ulaşılmasını sağlayacak başka etkin mekanizmalar tasarlanabilir mi? iv) Böyle bir mekanizmanın çalışabilmesi nasıl sağlanır? v) Karar alıcılar arasında uyum sağlamak olanaklı mıdır yoksa belli bir yetkenin var olması gerekir mi? vi) Eğer bir yetkenin var olması gerekliyse, bu, küresel ısınma gibi bir olgu karşısında uluslararası düzeyde nasıl sağlanır? vii) Böyle bir mekanizmanın oluşturulması ve işlemesinin topluma yükleyeceği maliyetler, ülke içinde farklı toplumsal gruplar, küresel ortamda ülkeler ve olayın zaman boyutu göz önüne alındığında, nesiller arasında “adil” bir biçimde nasıl bölüştürülür?
İktisadın katkılarının toplum yaşamına yeterince yansıdığı söylenemez. Bunun bir nedeni, başta “belirsizlik” olgusu olmak üzere çeşitli karmaşık sorunları ele alan çalışmaların, analitik açıdan güç bir alanda yapılmasıdır. Daha önemli bir neden ise sorunların çözümüne yönelik önlemlerin ve yapısal değişikliklerin yol açacağı maliyetlere karşı, çeşitli çıkar gruplarının güçlü direniş göstermeleri ve dar ufuklu siyasal karar alıcıları esir alabilmesidir. Öte yandan, çevre sorunlarından etkilenen geniş kitlelerin bu konuda duyarsız olmalarına yol açan bilgi açıkları, siyasal süreci etkileyebilecek bir karşı güç oluşmasını engeller. Bu durumda da, ufak bazı düzeltmeler dışında mevcut düzenin tek seçenek olduğu görüşü topluma hakim olur. Bu da olayın siyasal-iktisadi yönünün, ilk bakışta göründüğünden daha önemli olduğunu gösterir. Sunum, uzman olmayanların rahatlıkla izleyebileceği bir dille, iktisat alanındaki bulguları ve bunların yaşama geçirilmesinin yollarını tartışacak.
5 Mayıs 2010 - Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu
Enerji Ve Temiz Üretim Teknolojileri
Yaşamın vazgeçilmezi enerjinin, çevre sorunlarındaki payı göz ardı edilemez bir gerçek. Bu nedenle enerji; kaynağından tüketimine kadar tüm aşamalarda, temiz üretim teknolojisiyle kullanıcıya ulaşmalıdır. Konuşmada, enerji ve kaynaklar hakkında kısaca bilgi sunularak, yenilenebilir kaynaklardan elektrik, katı-sıvı-gaz yakıtların elde edilmesi, geleceğin yakıtları ve hidrojen enerji sistemi konuları incelenecek. Dünya ve Türkiye’deki enerji görünümü anlatılarak, AB ve Türkiye’nin ilgili mevzuatı irdelenecek. Türkiye elektrik ve akaryakıt sektörünün sorunlarına ilişkin öneriler paylaşılıp enerji-iklim değişikliği ilişkisi ortaya konulacak, enerji sektöründe temiz üretim teknolojilerinin gerekliliği, örnek uygulamalarla anlatılacak..
2 Haziran 2010 - Doç. Dr. Yıldız Arıkan
Türkiye’nin Co2 Salımlarını Azaltmak: Ne Kadar Ve Hangi Maliyetle?
Konuşmada, Türkiye’nin CO2 salımı, kendi içinde ve dünya ülkeleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınacak. Ardından, Arıkan’ın da içinde yer aldığı proje ekibi tarafından yürütülen ve Mart 2010’da tamamlanan bir çalışmanın sonuçlarına dayanılarak, farklı CO2 azaltım senaryolarında ortaya çıkan durum sunulacak. Bu çerçevede, sınanan senaryoların CO2 salımı azaltım miktarları ve azaltım maliyetleri üzerindeki etkileri anlatılacak. Son olarak, Türkiye’nin bir yandan enerji talebini karşılarken, diğer yandan da CO2 salımını nasıl azaltabileceği hakkında, bugüne ve geleceğe yönelik görüşler sunulacak.
B. İSTANBUL SOHBETLERİ
Her ayın ikinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, İstanbul'un bir merkez olması/olmaması konu ediliyor.
14 Nisan 2010 - Vasıf Kortun
Geçmişe Doğru, İstanbul’da Güncel Sanat Sektörü
İstanbul'daki sanat sektörü, sektörün üzerinde hareket ettiği coğrafya, alımlanma senaryoları ve oyuncuların çeşitlenmesi, 110 yıl öncesine benzemeye başladı. Yeni açılan devasa kurumlar ve uluslararası sergiler, Beyoğlu - Galata aksındaki kültürel hizmetlerin yoğunlaşması ve sanat haberlerinin medyada yoğun yer almasına koşut olarak, İstanbul dünya kenti kimliğine yeniden bürünüyor. Bu benzerlik ne anlama geliyor? Görünenin ötesinde, yeni durumun analizi nasıl yapılmalı? Kırılma noktalarını neler oluşturuyor? Kültürel aracılar tarihin neresinde duruyor?
12 Mayıs 2010 - Yard. Doç. Dr. Asu Aksoy – Doç. Dr. Zeynep Enlil
İstanbul Kültür Ekonomisi: Bir 2010 Haritası
İstanbul Kültür Ekonomisi Envanteri, 21. yüzyıl İstanbul’unun büyüme akslarından birisi olan kültür alanının geliştirilmesi için gerekli adımlara işaret etmek üzere tariflenmiş, kapsamlı bir veri araştırma, derleme, değerlendirme ve analiz çalışmasıdır. Konuşmada, İstanbul’un kültür varlıklarının etkinlik, kapasite ve üretiminin haritalanarak envanterinin çıkarıldığı araştırmayla, elde edilmek istenen politika sonuçlarının üzerinde durulacak. İstanbul, gerek yerel gerekse merkezi yönetimlerin gelecek vizyonlarında finans, hizmetler, kongre, turizm ve kültür başkenti olarak kurgulanıyor. Sanayi kenti karakterinden hızla arındırılan megakentin ekonomik zemininin, yaratıcı hizmetler ve işgücünün girdi kabul edildiği yeni alanlara kayması bekleniyor. Kültürel varlıklardan beslenen ve yaratıcı kapasiteyi tetikleyen kültür hizmetleri ve endüstrileri, yeni ekonominin temel taşları arasında yer alıyor. “Kültür Ekonomisi” olarak adlandırdığımız bu geniş kültür alanı, giderek yerel kalkınmanın ana öğelerinden birini oluşturuyor; kentlerin kimliklerini tanımlamalarında, kendilerini diğerlerinden farklı kılmalarında ve tanıtmalarında önemli rol oynuyor. Dolayısıyla kültür alanı; kültür sektörlerinin doğrudan ve dolaylı katkılarıyla, bu sektörlerin tetiklediği ve gelişmesine yardımcı olduğu turizm yoluyla, tekstil ve endüstriyel üretim gibi sektörleri tasarım hizmetleri katma değeriyle rekabetçi kılmaya yaraması itibarıyla, kent ekonomilerini destekliyor, güçlendiriyor. Diğer taraftan, bugün birçok eleştirmenin de altını çizdiği gibi, “kültür yoluyla kalkınma” söylemi kentlerin büyük çaplı soylulaştırılmasıyla sonuçlanan gayrimenkul geliştirme odaklı projelerden ibaret kalabiliyor. İstanbul Kültür Ekonomisi Envanteri çalışması, kültür yoluyla kentlinin tümünün kente katılım, kente erişim ve kenti yaratıcı ve sürdürülebilir kullanım yollarının nasıl geliştirilebileceğine dair öneriler geliştirmeyi hedefliyor.
9 Haziran 2010 - Yard. Doç. Dr. Deniz Ünsal
Metropolde Müze: Merkez Ve Çeper
Resmi açıklamalara göre, İstanbul’un nüfusu 2010 yılında 14 milyona, 39 ilçesinde kilometrekare başına düşen kişi sayısı ise 20.000’e dayanmış bulunuyor. Bugün İstanbul’da farklı idarelere bağlı 100’e yakın müzenin büyük bir bölümü Avrupa yakasında yer alıyor. Bunların çoğu tarihi müzeler olmakla birlikte, tarihi binalara açılan yeni müzeler de yine mekâ n olarak Avrupa yakasını seçiyor. Merkezde daha çok müze açmak İstanbul’u bir müzeler merkezi yapar mı? Nüfus olarak Avrupa’da bir örneği bulunmayan kültür başkenti metropolde merkezin müzeleşmesi mi, çeperlerin müzeyle tanışması mı öncelikli olmalı? Bu sorularla müzelerin merkezle sınırlı kalmayıp kente dağılması kadar tanımlarının ve işlevlerinin de yeniden düşünülmesi gerekiyor. Dolayısıyla, bir metropolde müzeyi anlamaya çalışırken, kent yaşamını ve kentlileri etkileyen dinamiklerin, kent ve müze yönetiminin tartışılması kaçınılmaz oluyor.
C. KENT VE EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ
Her ayın üçüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Yazarını Doğuran Kentler üzerine konuşulacak.
21 Nisan 2010 - Nedim Gürsel
Kent Ve Edebiyat: İstanbul, Venedik, Berlin
Nedim Gürsel’in kitaplarında kentler yalnızca bir dekor değil, anlatının ana eksenini, hatta genel izleğini oluşturuyor. Yazar öykü ve romanları ile gezi kitaplarında, kentlerin şiirsel atmosferini yakalamaya, okura yansıtmaya özen gösteriyor. Bu bağlamda Boğazkesen adlı romanında İstanbul, Resimli Dünya romanında Venedik, Çıplak Berlin isimli kitabında Berlin kentlerinin özel bir yeri bulunuyor. Sevgilim İstanbul’un yazarı, okurlarıyla yazınsal izlek olarak kent konusunda bir söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak.
D. BİZANS TARİHİ VE ARKEOLOJİSİ SÖYLEŞİLERİ
Her ayın dördüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Bizans çalışmaları üzerine konuşulacak.
28 Nisan 2010 - Dr. Ferudun Özgümüş
Aya İrini Kilisesi’nin Güneyindeki Arkeolojik Çalışmalar
Müller Wiener, Eski Bizantion’un bulunduğu tepenin batı yamacında öteden beri var olan bir şapelden bahseder. 4. yüzyıl ortalarında Büyük Konstantinos tarafından genişletilen kilise, “Eski Kilise” adıyla, bitişiğindeki Ayasofya’nın 360 yılındaki yapımına kadar şehrin katedrali olarak hizmet verir. Kilise Jüstiniyanus zamanında, 6. yüzyılda çıkan Nika İsyanı sırasında çok büyük zarar görür ve imparator tarafından yeniden yapılır. Kiliseyle birlikte güneyindeki yapılar da inşa edilir.
Osmanlılar zamanında odun deposu olarak kullanılan bu bölgede, 3 dönem kazı çalışmaları yapıldı. Bunlardan birincisi 1946-47 yılları arasında M. Ramazanoğlu, ikincisi 1958-61 arasında F. Dirimtekin tarafından gerçekleştirildi., Sonuncusu ise Yüksek Mimar İlban Öz tarafından 1974-76 arasında yürütülen Aya İrini Kilisesi’ni rutubetten kurtarmak için etrafını açma çalışmalarıdır. Söyleşide, kazılardan elde edilen bulgular ve yayınlardan yola çıkılarak, kalıntıların bugünkü durumu hakkında bilgi verilecek.
26 Mayıs 2010 - Dr. Buket Kitapçı Bayrı
Rum İlinde Bizans Kimliğinin Değişimi (13.-15. Yüzyıllar)
Anadolu ve Balkanlarda 11. ve15. yüzyıllar arasında yaşanan politik, sosyal ve kültürel değişim, Ortaçağ Akdeniz havzasında yaşanan önemli değişimlerin sonuncusu olarak kabul edilir.Konuşmada, özellikle 1261 ve 1453 yılları arasında Müslüman kaynaklar tarafından Rum toprakları olarak adlandırılan eski Bizans topraklarında yaşamını sürdüren Bizanslıların kimlik değişimi anlatılacak. Söz konusu dönemde Türk-Müslüman göçlerini izleyen akınlar, yağmalar, fetihler, kolonizasyon ve tekrar yapılanma süreçlerinde, Bizanslıların grup kimliğini belirleyen fiziksel ve sembolik alanların sınırları aşılmış; esaret, ihtida, taraf değiştirme gibi sebeplerle grupları giderek daralmıştı. Bu küçülmenin Bizans kimliği üzerindeki etkisini anlamak için Bizans şehitlik hikayelerini inceleyen Bayrı, konuşmasında, araştırmasından çıkan sonuçları anlatacak.

|
 |