|
Şehirlerin dışında, tarımsal alanlarda kadınlar üretimle meşgul
oldukları ve zaten kendi akrabalarıyla birlikte oturdukları
için, Anadolu'nun kırsal kesimlerinde yaşayan kadınların açlıkla
karşı karşıya kalmaları söz konusu değildir. Ama Osmanlı İmparatorluğu'nun
büyük şehirlerinde erkekler birbiri ardına cephelere koşmaya
başlayınca, pek çok kadın erkeksiz kalır. Birinci Dünya Savaşı'nın
son yıllarında Müslüman Osmanlı toplumunda bir kadının erkeksiz
kalması, açlıktan kırılan bir şehrin ortasında gelirsiz kalmış
olması anlamına gelmektedir.
Bu durumun açtığı toplumsal yaralar,
Harbiye Nezareti'ni de müthiş rahatsız etmektedir. İstanbul'da erkeklerini
cepheye uğurlamış olan Müslüman Osmanlı
kadınlarının karşı karşıya kalmış oldukları geçim sıkıntısının farkında olan
Nezaret, birtakım toplumsal önlemler alma ihtiyacı hisseder. Alınan bu önlemlerden
biri de, Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın idaresinde kurulmuş olan Kadınları Çalıştırma
Cemiyet-i İslamiyesi'dir. Cemiyetin ilk yönetim kurulunu, Harbiye Nezareti'nin
en önemli rütbeli subaylarından yedi kişilik bir erkekler grubu oluşturur.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti başından sonuna kadar her zaman erkekler tarafından
yönetilir.
Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın başkanlığı ve karısı
Naciye Sultan'ın himayesi altında 1916 yılının yaz aylarında kurulmuş olan Kadınları
Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi, Osmanlı toplumunun Müslüman kesimine mensup
kadınların çalışma hayatına katılması yönünde büyük bir atılım gerçekleştirmişti.
Cemiyetin kuruluşu gündelik gazeteler ile ilan edilir edilmez, cemiyet genel
merkezi iş isteyen Müslüman Osmanlı kadınlarının istilasına uğramıştı. İki
buçuk
ay gibi kısa bir süre zarfında, 14.000 Müslüman Osmanlı kadının iş isteği ile
karşı karşıya kalan cemiyet, gördüğü yoğun ilgiden dolayı ne yapacağını şaşırmıştı.
Zamanla, bu büyük başvuru yığılmasını eritmek ve toplumda var olan iş talebine
bir nebze olsun cevap verebilmek amacıyla cemiyet adına şubeler açıldı. Müslüman
nüfusun ve dolayısıyla da cemiyete yapılan başvuruların yoğun olduğu Çapa,
Üsküdar, Vezneciler gibi bazı bölgelerde açılan şubelerde, elişleri gibi az
sermaye gerektiren
bazı dallarda hemen üretime geçildi. Cemiyetin başkanlığını yürüten Enver
Paşa'nın bir yandan da başkumandan vekili ve harbiye nazırı sıfatlarını taşıyor
olması,
cemiyete büyük avantajlar sağlamaktaydı. Bu avantajların başında da cemiyet
şubelerinin Osmanlı ordusunun ihtiyaçları için açılmış olan ihalelere katılabilmesi
gelmekteydi.
Osmanlı ordusunun açmış olduğu ihalelerden, cemiyet için kendisine yetecek
kadar iş ve istihdam yaratacak iş olanakları yaratılmaktaydı.
Alınan bütün bu önlemler cemiyetin kendisine ulaşan başvurulara yetişebilmesi
için yeterli olmadı. Bu nedenle, çeşitli sanayi kuruluşlarına ve devlet teşebbüslerine
haber salındı. Kadınları Çalıştırma Cemiyeti, bir iş ve işçi bulma kurumu
gibi, iş arayan Müslüman Osmanlı kadınları ile işçi arayan Osmanlı işletmelerini
bir araya getirmeye ve toplumdaki istihdam açığını Müslüman kadınları çeşitli
işkollarında
hizmet veren işyerlerine yerleştirerek çözmeye çalıştı. Cemiyetin kuruluşunu
izleyen bir yıl içerisinde 8.860 civarında Müslüman Osmanlı kadın işçi cemiyet
aracılığı ile çeşitli kuruluşlarda çalışmaya başlamıştı.
Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi, bir anda Osmanlı İmparatorluğu'nun
en fazla sayıda kadın işçi çalıştıran kuruluşu haline gelmişti. Cemiyetin
kuruluş nizamnamesinde yer alan bir kural gereği, cemiyet yönetimi kendi
bünyesinde iş verdiği veya bir başka kuruluşta işe soktuğu bütün kadın işçilerin
maaşlarından
yüzde on beşlik bir kesinti yapıyordu. Böylelikle, cemiyet adına veya cemiyet
aracılığıyla çalışmaya başlayan her Müslüman kadın işçi cemiyetin bütçesine
doğrudan
doğruya katkıda bulunmuş oluyordu. Ayrıca, bu yöntemle, cemiyet bünyesinde
çalışan her işçinin yine kendisi gibi çalışmak durumunda olan başka kadınlar
için yeni
istihdam olanakları yaratılmasına katkıda bulunması da sağlanmış oluyordu.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'nin çalıştırdığı kadınların sayısı çoğaldıkça,
işçi kadınlardan
alınan bu kesintilerin toplamı büyük miktarlara ulaşmaya başladı. Cemiyet
büyük
bir hızla geliştikçe, gelirleri de giderek artıyordu. Cemiyet yöneticileri
ileride yeni yatırımlar yapmak ve yeni iş olanakları geliştirebilmek için
cemiyetin çalışanlarından aldığı bu yüzde on beşlik kesintilere güveniyordu.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gölgesinde ve Enver Paşa'nın himayesinde
hızla büyüyüp gelişen Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi, zamanla
kuruluş
amacının dışına taşan bazı faaliyetlerde de bulunmaya başladı. Cemiyet
yönetiminin aldığı
bir kararla, cemiyet kadın ve erkek çalışanlarının evlenmelerini teşvik
etmeye, hatta onları evlenmeye zorladı; bu amaçla, gündelik gazetelere
evlenme ilanları
vererek bir ilke de imzasını atmış oldu. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk
kez gazete ilanları yoluyla ve bir cemiyetin arabuluculuğu ile evlenen bu ilk
çiftler yine
gazeteler aracılığı ile Osmanlı kamuoyuna duyuruldu.
Cemiyetin bir başka faaliyet alanı da savaş ve özellikle de Ermeni tehciri
nedeniyle kimsesiz kalmış olan küçük çocuklara yardım elini uzatmasıydı.
Anadolu'dan getirilen
binlerce kimsesiz çocuk Kadınları Çalıştırma Cemiyeti aracılığıyla gözetim
altına alındı. Bu çocuklar geçici bir süre cemiyetin şubelerinde barındırıldıktan
sonra,
İstanbul ve civarında yaşayan çeşitli ailelerin yanına yerleştirildiler.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti, II. Meşrutiyet döneminde uzun süren savaşlar
nedeniyle, çalışmak zorunda kalan Müslüman Osmanlı kadınlarına iş bulmak
ve iş olanakları
sağlamak amacıyla kurulmuştu. Ancak, Birinci Dünya Savaşı Müslüman Osmanlı
toplumunun bazı kesimlerinde öylesine derin yaralar açmıştı ki, sorunlar
bu kesime mensup
kadınlara çalışacakları birer münasip iş bulmakla bile çözülecek gibi
değildi. Bırakın kendilerine yeterli gelir sağlayacak birer iş bulup
çalışmayı, bazı Müslüman kadınların kalacak yeri, giyecek kıyafeti, yiyecek
yemeği
bile
yoktu.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'nin en önemli faaliyetlerinden biri de
bu acil sorunları çözebilmek için bir çare arayışı oldu. Cemiyet şubelerinde
yatakhaneler
ve yemekhaneler kuruldu ve acil ihtiyaç sahibi kadınlara yatacak, giyecek
ve yiyecek yardımı sağlanmaya başladı; ancak, alınan bütün bu önlemler
geçici bir çözüm olmaktan ileri gitmiyordu. Cemiyetin acil ihtiyaç içinde
bulunan
ve çaresizlik
içinde kendisine sığınan bütün Müslüman kadınları kendi olanakları ile
barındırması, giydirmesi ve yedirip içirmesi hemen hemen imkânsızdı.
Kalacak
bir yeri
olmayan kadınlar için yeni bir alan açma zorunluluğu vardı. Yeni kadınların
alınabilmesi
için bu kadınlara iş bulmak, onları doyurmaya başlayıp kendi kendilerini
idare eder duruma getirmek, hatta zaman içerisinde bazı kadınları evlendirip
cemiyetin
korumasından çıkartarak, daha fazla ihtiyaç içerisindeki başka kadınları
onlardan açılan yerlere doldurmak gerekmekteydi.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'nin yaptığı bütün üretim orduyla bağlantılıydı;
yani buradaki 2.500 kadının büyük bir bölümü ordunun ihaleleri için
hazırlanmakta olan askeri ihtiyaçları karşılamak üzere orada bulunmaktaydı.
Kimisi
matara, kimisi askerin ayağına çarık yapmakta, kimisi elbise dikmekte,
kimisi
askerler için iç çamaşırı hazırlamakta ve kimisi de makine olmadığından
elle askerler
için yün kışlık yelekler örmekteydi.
Buradan çıkarılabilecek önemli bazı sonuçlar vardır. Birincisi, bu
kadınların çok ucuza çalıştırılıyor olmalarıdır. İkincisi de, bu işlerin
ekonomik
olarak gereksinim duyulan değil, kadınlar için "özellikle yaratılmış"
işler olmasıdır.
Cemiyetin himayesine sığınan kadınlardan bazıları o kadar zavallı
durumdadırlar ki, kalacak yerleri, yiyecek yemekleri olmadığı gibi, üzerlerine
giyecek
doğru dürüst giyecekleri bile kalmamıştır.
İşte bu durum karşısında, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'nin geliştirmiş
olduğu en ilginç uygulama Osmanlı ordusu bünyesinde yer alan amele
taburları arasında,
deneme mahiyetinde bir de kadın amele taburu kurulması fikrini ortaya
atmak olmuştur. Hem başkumandan vekili ve harbiye nazırı, hem de
Kadınları Çalıştırma
Cemiyeti'nin
başkanı olan Enver Paşa, ortaya atılan bu fikri hemen benimsemişti.
Enver Paşa, yaveri Yüzbaşı Hasan Tahsin Bey aracılığı ile 26 Temmuz
1917 günü
Kadın İşçi
Taburu'nun kurulması görevini Birinci Osmanlı Ordusu kumandanı Ferik
Es'ad Paşa'ya vermişti. Daha sonra Kadın İşçi Taburu'nda elyazması
olarak hazırlanan
Kadın
Birinci İşçi Taburu Tarihçesi'nde de aktarıldığı üzere, Birinci Ordu'ya
telefonla ulaştırılan bu emir gayet kısa ve netti: "Nâzır Paşa hazretleri
kadınlardan
mürekkeb (oluşan) bir Amele Taburu teşkiliyle tecrübe yapılmasını
emir buyurdular."
İhtiyaç içindeki kadınların barınak, yiyecek, giyecek ve diğer ihtiyaçlarının
karşılanması için bir teklif paketi hazırlandı ve Harbiye Nezareti'ne
sunuldu. Bu teklif paketinin içinde beş ana madde vardır. Birincisi,
kadın işçi
taburunu kurarken, yine de, yönetimi kadınlara emanet etme konusunda
askerlerin kafası
biraz karışıktır. Soruna çok basit bir çözüm bulunur: Osmanlı ordusundan
emekli edilmiş, ama harbiye sınıfına mensup olmayan, yaşlı ancak
asker olarak çok
disiplinli bir subay bulup, kadınların başına koymak; onun altına,
Kadınları Çalıştırma
Cemiyeti'nin yapacağı imtihanlar sonucunda birtakım eğitimli kadınları
"kâtibe" ve "memure" sıfatıyla üst rütbeli subaylar olarak belirlemek;
onların altındaki
işçiler arasından da Osmanlı Ordusu'nun diğer birimlerinde de olduğu
gibi erbeş olarak onbaşılar ve çavuşlar seçmek.
İkinci olarak, tabura katılacak kadın işçilerin gönüllü olarak kaydedilmesine
karar verilir, ama kâtibe ve memureler Kadınları Çalıştırma Cemiyeti
tarafından seçilecektir. Üçüncüsü ve en ilginci, tabura kaydedilmek
için bir kadının
kucakta çocuğunun olmaması gerekmektedir; ama bu hiç çocuğunun
olmayacağı anlamına
gelmemektedir. Kadının orduya katılabilmesi için, çocuğunun olması
durumunda, çocuğunu da yanında
getirmesi kabul edilmiştir. Kadınların aşılarının tamam olması,
kalıcı ve bulaşıcı bir hastalığının olmaması, gücü kuvveti yerinde
ve 18-40
yaş arasında
olması
gereklidir. Dördüncüsü, bu kadınlar Osmanlı ordusundaki herhangi
bir asker gibi yedirilecek, içirilecek, donatılacak, barındırılacaklar
ve bunun
yanı sıra çalıştıklarının
karşısında ücret kazanacaklardır.
Beşincisi, paranın yanı sıra Osmanlı ordusunda bütün erkek erlere
verilen er tayını vardır. Er tayını da bugünkü bildiğimiz ekmekten
biraz daha
büyük bir
somundan oluşur. Ayrıca sabah, öğle ve akşam günde üç öğün yemek
verilmektedir. Bu üç öğün yemek kalori hesabı olarak tasarlanır
ve çocuklardan bazıları
da bu hesaba dahildir. Eğer yaşı yediden büyükse bir tayın verilir
çocuklara, yediden küçükse yarım tayın olarak hesaplanır. Aynı
şekilde, izinli
günlerinde –ki haftada
bir gün izinleri vardır, o da cuma günüdür– binadan çıktıkları
zaman bütün kamu taşımacılığı hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanırlar.
Bunun
yanı sıra,
orduda
giydirilen üniformalardan ve asker postallarından da dağıtılır.
Kadın askerlerin zorunlu diğer ihtiyaçları da ordu tarafından
karşılanır.
Ferik Es'ad Paşa Kadın İşçi Taburu'nun kurulması görevini Birinci
Ordu-yı Hümâyûn Erkân-ı Harbiye İkinci Şubesi'ne devretti. Kısa
bir süre zarfında,
gerekli
ön hazırlıklar tamamlanmıştı. Taburun barınak, giyecek, yiyecek
ve içecek ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bir teklif paketi
3
Ağustos 1917
tarihinde Harbiye Nezareti'ne
bildirilmiş ve teklifin kabul görmesi üzerine gerekli işlemlere
başlanmıştı. Nihayet, merkezi İstanbul'da bulunan Birinci Osmanlı
Ordusu'na bağlı
olarak oluşturulan Kadın Birinci İşçi Taburu 10 Eylül 1917 günü
resmen kurulmuştu.
Kapağında aynı
tarihi ve Birinci Ordu-yı Hümâyûn'a Mensûb Kadın Birinci İşçi
Taburu, Hidemât-ı Dâhiliye Talimâtnâmesi adını taşıyan bir de
"iç hizmet
talimatı" da aynı
gün yayımlanmıştı.
Taburun oluşturulmaya başlanması aşamasında, Kadınları Çalıştırma
Cemiyeti aracılığıyla gündelik gazetelere ilanlar verilerek,
Kadın İşçi Taburu'nda
işçi olarak çalıştırılmak
üzere işçi kadınlar aranmakta olduğu Osmanlı kamuoyuna duyuruldu.
Cemiyetin ilanına göre, aşağıda belirtilen altı şartı eksiksiz
olarak taşıyan
Müslüman Osmanlı
kadınları, Birinci Kadın İşçi Taburu'na katılabilmek için Kadınları
Çalıştırma Cemiyeti'nin Çarşıkapı'daki genel merkezine başvurarak
aday olabileceklerdi:
1. Tebaa-i Osmaniye'den olmak ve güçlü kuvvetli bulunmak (tezkere-i
Osmaniye göstermek)
2. Aşılı olmak (aşı kâğıdı olacaktır)
3. Kalıcı ve bulaşıcı hastalığı bulunmamak (ayrıca muayene
yapılacaktır)
4. Ehl-i namus ve iffetten olduğuna dair mahalle muhtarından
ve imamından bir ilmühaber getirmiş olmak
5. Yaşı azami 30, asgari 18 olmak
6. Kucakta taşınır çocuğu olmamak
Kadın İşçi Taburu için kaleme alınmış olan Kadın Birinci İşçi
Taburu Tarihçesi'nden anlaşıldığı kadarıyla, yayınlanan bu
ilanlara karşılık,
cemiyete beklenildiği
gibi büyük sayıda başvuru gelmemişti. 1911 yılına kadar gayrimüslim
Osmanlıları saflarına kabul etmeyen, Birinci Dünya Savaşı
yıllarında da Müslüman
olmayan azınlık mensubu erkekleri silah altına almaktansa,
güvenlik nedeniyle silahsız olarak zorunlu askerlik yaptırtmak
amacıyla
amele taburlarını
kurmuş olan
Osmanlı ordusunun kapılarını ilk kez kadınlara açması, pek
çok kişi tarafından ihtiyat
ve kuşku ile karşılanmıştı. Osmanlı ordusu gibi tarih boyunca
yalnızca Müslüman erkeklerden oluşan bir kurumun bünyesinde
bir Kadın Amele
Taburu oluşturmak
hiç de kolay bir şey değildi. Okurları bilgilendirmek ve hatta
kadınları özendirmek amacıyla, ilanların akabinde oluşturulacak
olan Kadın
Amele Taburu'nun nasıl
kurulacağı, işleyeceği ve kadın askerlerin ne gibi işlerde
çalıştırılacağını gazete okurlarına detaylarıyla anlatan başka
yazılar da yayımlanmıştı.
Tabura yapılacak olan başvurular, kontrat imzalamak isteyen
gönüllülerden gelmekteydi. İşçi kadınların İstanbul ve civarından
temin edilememesi
nedeniyle, taşra vilayetlerine
de duyurular çıkarıldı. Ancak, taburun eğitimli kadınlardan
oluşan kâtibe ve memure adaylarının İstanbul'dan Kadınları
Çalıştırma Cemiyeti aracılığıyla
yapılmış olan başvurular arasından seçilmesine özen gösterildi.
Hatta, oluşturulmakta olan tabura eleman bulunması amacıyla,
Kadınları Çalıştırma
Cemiyeti İstanbul'da
çeşitli yerlere ilanlar asarak, Birinci Osmanlı Ordusu'na
bağlı olarak bir Kadın
İşçi Taburu'nun kurulmuş olduğunu halka duyurmaya ve Müslüman
kadınları tabura başvurmaya özendirmeye çalıştı. Bu amaçla,
cemiyet
yöneticileri
İstanbul'da bulunan bütün mahalle muhtarları ve imamları
da halkı bu konuda bilgilendirmeleri
ve
başvuruda bulunmak isteyen kadınlara yol göstermeleri için
uyardı.
Kadın İşçi Taburu'na başvuruda bulunmak isteyenler, İstanbul'da
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'ne, İstanbul dışında ise
mülki amirliklere bağlı
olan mahalli meclislere
başvurmaktaydı. İlk ilanların sonucunda, ilk günlerdeki
durgunluğun ardından giderek artan sayıda başvuru gerçekleşti.
23 Ağustos
1917 tarihine kadar,
149 kadın işçi kayıt yaptırdı. Kayıtlar tamamlandığında,
30 tanesi nakliye işleri
ve 270 tanesi de yol yapımı, siper kazılması, ziraat gibi
çeşitli diğer işlerde çalıştırılmak üzere, toplam 300 kadın
işçi Kadın
İşçi Taburu'na
kayıt yaptırmıştı.
Tabura kesin kayıt için çağrılar 26 Eylül 1917 günü gündelik
gazetelerle Osmanlı kamuoyuna duyurulmuştu. Ekim ayı içerisinde
de Kadınları
Çalıştırma Cemiyeti
aracılığı ile kâtibe ve memurelerin kayıt ve sınav işlemlerine
başlanmış, başarılı görülen kadın adayların kayıtları da
20 Ekim 1917 tarihinden
itibaren yapılmaya
başlanmıştı. Tabura tayin edilen kâtibe ve memureler 12
Kasım 1917 tarihinde Birinci Ordu Erkân-ı Harbiye İkinci
Şubesi'nde
Binbaşı
Ziya Bey başkanlığında
oluşturulan bir heyet tarafından 15 Kasım 1917 günü sınava
alınmıştı. Bu sınavda da başarılı görülen kadın kâtibe
ve memurelerin kesin
kayıtları ve memuriyetlerine
atanmaları 25 Kasım 1917 günü gerçekleşmişti.
Kadın İşçi Taburu'na kabul edilen işçi kadınlar da kasım
ayı içinde kontratlarını imzalayarak bölüklerin emrine
katılmaya başladı.
Kontratını imzalayan
kadın işçilerin fotoğrafları çekiliyor, birer nüshası
taburda diğeri de kendilerinde
kalmak üzere
fotoğraflı kimlik belgeleri düzenleniyordu. Taburda üniforma
ile çekilmiş olan bu fotoğraflardan oluşan üç fotoğraf
albümü düzenlenerek
biri
Kadınları Çalıştırma
Cemiyeti'ne, biri Birinci Ordu Kumandanlığı'na gönderilmiş,
diğeri de Kadın İşçi Taburu'nda saklanmıştı.
Taburun kumandanlığına önce emekli Kıdemli Yüzbaşı Câvid
Hilmi Bey getirilmiş, Nisan 1917'de de bu göreve Eyüp
Sultan Fes
ve Dikimhanesi'nden emekli
olan Yüzbaşı Hacı Osman Bey atanmıştı. Daha sonra, 24
Mart 1918 tarihinde Mostarlı
emekli
Binbaşı Mehmed Ali Efendi tabur kumandanlığına getirilmişti.
Kadın İşçi Taburu'nda istihdam edilen kadın işçilerin
idare ve komutası
için, evli
ve iyi hali
ile tanınan "mazbut" subayların seçilmesine büyük özen
gösterilmişti. Taburda, tabur kumandanının yanı sıra,
ikisi tabur karargahında
ve üçü de bölüklerde
olmak
üzere toplam altı subay görevlendirilmişti. Zamanla erkek
görevlilerin yerlerini kadınlara
bırakmaları ve erkek subayların kadın görevlileri bu
görevlerde başarı gösterebilmeleri için eğitmesi gerektiği de düşünülmüştü.
Taburun yönetiminde, subaylarla ilgili, haremlik ve selamlık
uygulamasını tamamlayan çok önemli bir fiili durum vardır.
Subayları seçerken
40 yaşın üzerinde olmalarına,
elden ayaktan mümkünse düşmüş olmalarına ve kesinlikle
evli olmalarına önem verilmektedir. Dahası, subayların
evlerinin
her akşam eve
gidebilecekleri uzaklıkta olmasına
özen gösterilmektedir; yani, "cinsel bir ihtiyaç varsa
eve gidilsin, sabahleyin geri gelinsin" gibi bir uygulama
vardır.
Tabur mevcudunda, görevlendirilmiş olan bu altı subaydan
başka erkek bulunmamaktaydı. Taburda, ayrıca, tamamı
kadınlardan oluşan bir
büyük hanım, iki takım
başı, on beş manga başı, altı kâtibe, bir depo memuresi,
bir
hesap memuresi, üç hastabakıcı, iki aşçı, iki terzi,
üç saka, bir marangoz
ve bir de
semerci görevliydi. Kadın
İşçi Taburu'na ilk başvuruyu yapmış olan Adile Süleyman
Hanım, tabura başkâtibe
olarak atanmıştı.
Tabur yönetimi şu şekilde oluşmuştu:
1) Tabur kumandanı
2) Tabur başkâtibesi (büyük hanım)
3) Tabur hesap memuru
4) Birinci Bölük (bölükbaşı)
5) Birinci Bölük (kumandanı)
Tabura kayıt yaptıran bütün kadınlar, 2 Aralık 1917
tarihinde içlerinde bir ebenin de yer aldığı bir
askeri sıhhiye
heyeti tarafından sağlık
muayenesinden geçirilmişlerdi.
Taburda bir de revir oluşturulmuş, bir doktor ve
hemşirelerden oluşan bir sağlık ekibi kurulmuştu. Civar hastanelerden
birisinde de tabur
hizmetine yönelik
olarak bir koğuşun "tamamen tecrit edilmiş vaziyette"
kadın işçilerden hasta olanlara
ayrılması sağlanmıştı. Kadın İşçi Taburu çalışmak
için araziye çıktığı zaman, hemşirelerden biri işçi kadınlarla
birlikte
işyerine gidiyor,
kapsamlı bir
sağlık çantası da gidilen her yere kadın işçilerle
birlikte taşınıyordu.
Ayrıca, Osmanlı ordusunun bütün diğer taburlarında
olduğu gibi tabur görevlilerinin uygunsuz davranışlarını
incelemek
ve disiplinsiz
hareketlerini cezalandırmak
amacıyla bir de haysiyet divanı kurulmuştu. Ancak,
o dönemde Osmanlı ordusunda sıkça kullanıldığı anlaşılan
dayak cezasının
Kadın İşçi
Taburu mensubu
kadınlara karşı kesinlikle uygulanmaması da karara
bağlanmıştı.
Kadın İşçi Taburu'na katılan kadın işçiler Osmanlı
ordusuna mensup olan diğer askerler gibi er maaşı
alacaklar, ayrıca yaptıkları işe göre ücret
almaya
hak kazanmış olacaklardı. Taburda görevli kadınlara
da üstlenmiş oldukları görevlere
göre şu ücretler verilmekteydi:
| |
Asgari Maaş (kuruş) |
|
Azami Maaş (kuruş) |
| |
------------------------- |
|
------------------------ |
| Tabur kâtibesi |
600 |
|
800 |
| Tabur ve bölük kâtibesi |
500 |
|
700 |
| Tabur iaşe memuresi |
600 |
|
700 |
| Tabur depo memuresi |
500 |
|
700 |
| Bölükbaşı |
600 |
|
800 |
| Takımbaşı |
400 |
|
600 |
| Hastabakıcı |
300 |
|
450 |
| Terzi |
500 |
|
600 |
| Aşçı |
250 |
|
350 |
| İşçi kadın |
10 |
|
|
Kadın İşçi Taburu mensubu kadınların her birine şu teçhizat ve giyim eşyalarından
birer adet verilmekteydi: ceket, şalvar, yeldirme, başörtüsü, çorap, iç çamaşırı,
tozluk, eşya çantası, matara, ekmek torbası, ot minder kılıfı, yastık kılıfı,
portatif çadır, battaniye, kilim, potin, pelerin (memureler için), ve manto
(işçi kadınlar için). Bütün bu giysiler, siyah kumaştan ve vücut hatlarını göstermeyecek
şekilde bol kesimli olarak yapılmıştı. Kadınlara verilen beyaz başörtüler haricindeki
bütün giysiler siyah kaba kumaştan imal edilmişlerdi. Ayrıca, arazide çalışacak
olan kadın işçilere çamura dayanaklı tahta ayakkabılar, kâtibe ve memurelere
de tahta asalar verilmekteydi.
Kadın işçilerle aynı üniformayı giymekte olan kâtibe ve memureleri işçilerden
ayırt edebilmek için üniformalarının yakalarına takılan yaldızlı veya kırmızı
renkli yıldız şeklinde rütbeler kullanılmaktaydı. Buna göre, bütün kâtibe ve
memurelerin her iki yakasında da belirli boyutta kesilmiş ve etrafı bir santim
eninde sırma şeritle çevrilmiş kırmızı bir çuha parçası dikilmişti. Bölükbaşılar
bu sırmayla çevrilmiş kırmızı çuhanın ortasına iki yıldız, takımbaşılar da bir
yıldız takacaklardı. Kıdemsiz takımbaşılar sırmalı çuhanın içine yıldız takmayacaklardı.
Bölükbaşı ve takımbaşıların yıldız ve sırmaları sarı, diğer kâtibe ve memurelerin
yıldız ve sırmaları da beyaz renkteydi.
Başkâtibenin yakasında etrafı beyaz sırmayla çevrili kırmızı çuha üzerinde
beyaz bir yıldız, diğer bütün kâtibeler, kıdemsiz takım başılar ve depo ve iaşe
memureleri
de yalnızca beyaz sırmayla çevrilmiş kırmızı çuha takacaklardı. Hastabakıcı
ve terzilerin yakalarında bulunan kırmızı çuhaların etrafında sırma yoktu. Terziler
yıldız yerine beyaz madeni bir makas, hastabakıcılar da beyaz madeni bir hilal
takacaklardı. Kadın işçilerden seçilen onbaşı, çavuş ve başçavuş rütbesindeki
kadınlar da kırmızı çuha ve sırma kullanmasızın, yakalarına sırasıyla bir, iki
ve üç sarı yıldız takacaklardı. Kadın işçiler de yakalarına hiçbir şey takmayacaklardı.
Tabura katılan bütün kadınlar belirli bir depozito karşılığında bu elbiseleri
ve sol kollarına takmakla yükümlü oldukları damgalı kırmızı pazubantları alacaklar
ve eğer disiplin suçları gibi belirli nedenlerle taburdan ayrılacak olurlarsa
bu depozitoyu geri alamayacaklardı. Ayrıca, kendilerine verilmiş olan teçhizatı
kaybeden veya vaktinden önce tahrip eden kadınların yatırmış oldukları depozitolara
da tabur tarafından el konacaktı.
Kadınları Çalıştırma Cemiyeti'nin kur(dur)muş olduğu Birinci Kadın İşçi Taburu,
aslında ilk örnekleri Almanya'da görülen bazı paramiliter uygulamalar üzerine
Osmanlı İmparatorluğu'nda yapılmış kısa ömürlü bir denemeden başka bir şey değildi.
Osmanlı toplumunda ve özellikle de tamamı erkeklerden oluşan Osmanlı ordusunun
diğer birimlerinde kuşku ve ihtiyatla karşılanmıştı. Kadın İşçi Taburu'nun adı,
amele taburları arasında yer aldığı için, "tabur" olarak anılmaktaydı, ama,
aslında taburun gerçek mevcudu bir bölük oluşturmaya yetecek olan 100 kişiye
bile ulaşamamıştı.
Taburun aktif mevcudu hiçbir zaman 80-90 kadını aşamadı.
Kadın İşçi Taburu hiçbir zaman doğru dürüst üretime bile geçmeyi başaramadı.
Taburun kurulduğu ilk günlerde tarımsal üretim için çalışmalara başlandı, ama
iki günlük bir çalışma sonrasında çoğunluğu İstanbullu olan kadın işçilerin
bu işe hiç de yatkın olmadığı görüldü. Dahası, henüz kontratlar imzalanmamış
olduğu
için, kadın işçilerden bir bölümü bu ağır işlerden çabuk yılarak taburdan ayrılmak
istediler. Ayrıca, daha sonra girişilen yol inşaatı da başarısızlıkla sonuçlandı.
El arabalarıyla taş, toprak, kum taşıtılan, toprak düzleştirilmesi ve hendek
açılması gibi ağır işlere koşulan kadın işçiler pek az iş yapabilmekteydi.
"Amele" denince, Osmanlı ordusunun subaylarının aklına iki şey gelmektedir:
Bu zavallı kadınlara yol açtırmak veya tarımsal üretim yaptırmak. İki deneme
de
fiyaskoyla sonuçlanınca, kadın işçiler için bir başka çözüm bulurlar. Kadınları
Çalıştırma Cemiyeti çok sayıda kadın işçiye evlerinde yün eğirtmekte ve bu yünleri
makinelerle şubelerde örüp yelek haline getirterek askerlere sunmaktadır. Kadın
İşçi Taburu'ndaki kadınların da sanki evlerinde yaşıyorlarmış gibi part-time
yün eğirmeleri önerilir. Kadınların Çalıştırma Cemiyeti'nin bulduğu bu işten
sonra, Kadın İşçi Taburu'nda üretim gerçek anlamıyla başlar.
Kadın Birinci İşçi Taburu Tarihçesi'nde bu durum "İşçi kadınların pek az
iş gördükleri ve hatta bir günde bir erkeğin yapabileceği işi ancak on kadının
yapdığı görülmüş
ve binâenaleyh (bundan dolayı) işçi kadınların taşralar ve bu gibi işlerle me'lûf
(alışkın) bulunanlardan celbi (getirtilmesi) husûsu Cemiyet-i İslâmiye'ye teklîf
olunmuştur" şeklinde anlatılmaktadır. Eldeki kaynaklardan, bastıran kış koşullarında
kadın işçilerin araziye çıkarılmasına ara verildiği ve işçilerin iplik eğirmek
ve dikiş dikmek gibi daha hafif işlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır; ancak,
eldeki bilgilerden taburda genelde ne üretildiği bile tam olarak anlaşılamamaktadır.
Elimizde bulunan Kadın İşçi Taburu ile ilgili bilgilerin hemen hemen tamamı
Osmanlı ordusu tarafından hazırlanmış belgelerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle,
eldeki
belgeler Kadın İşçi Taburu'ndaki üretim koşulları ve kadın işçilerin yaşam koşulları
hakkında değil, taburun askeri hiyerarşisi, disiplini, kılık ve kıyafeti ve
askeri yapısı gibi askerlikle ilgili yapısal ve şekilsel bilgiler içermektedir.
Askerlik
tarihi açısından büyük önem taşıyan bu belge ve bilgilerin, kadın tarihi ve
emek tarihi açısından "kıymet-i harbiyesi" ne yazık ki o denli yüksek değildir.
Yine de, bu bilgiler Osmanlı ordusunun Osmanlı kadınlarına nasıl yaklaştığı
konusunda da çarpıcı örnekler içermektedir. Taburun merkezi, İstanbul'dan oldukça
uzak
bir yerde, Üsküdar'da, Sultan Tepesi'nde bulunan ve Edip Bey Köşkü adıyla anılan
gözden uzak ve metruk bir binadır. Hemen, Edip Bey Köşkü'nün tamirine başlanır.
Yakınlarda bulunan bir camide kadınlar için ayrı bir bölme yaptırılır. Üsküdar'daki
hastanenin bir koğuşunun da kadın işçilerin kullanımı için boşaltılması sağlanır.
Yani, Kadın İşçi Taburu'ndaki kadınların sağlık ve ibadetle ilgili ihtiyaçlarının
tamamı Üsküdar'dan çıkmaksızın halledilebilecek hale getirilir. Subaylar ve
erkek personel için de bitişikteki bir başka bina kullanılır. Bu küçük binanın
içinde,
kadınları korumakla görevli askerler ve nöbetçi subaylar kalmaktadır. Edip Bey
Köşkü'nün alt katındaki yemekhanede toplantılar ve eğitimler yapılmaktadır.
Üst katlarda ise yatakhaneler vardır ve bu binaya erkeklerin girmesi yasaktır.
Subaylar
da bu binanın içerisine pek girmezler. Zaten subayların kadın işçilerle teke
tek yalnız kalmaları bile yasaktır. Aynı yasak, kadın kâtibe ve memureler için
de geçerlidir; bu kadınların da erkek askerlerle yalnız kalmaları kesinlikle
yasaktır.
Kadın İşçi Taburu'nun etrafı silahlı erkek askerler tarafından kuşatılmış,
nöbetle beklenir bir haldeydi. Nöbetçi askerlerin taburun içindekileri mi dışarıdan,
dışındakileri mi içeriden koruduğu hiç belli değildi. Taburun tatil olduğu günlerde,
tabur dışına çıkan kadın işçilerin gözetim altında tutulabilmesi için polis
memurlarına
görev verilmiş, tabur subay ve kâtibelerinden bazıları da özel olarak bu işle
görevlendirilmişlerdi.
Taburun içinde de kayıtsız ve şartsız bir erkek egemenliği söz konusuydu.
Altı erkek subay Kadınları Çalıştırma Cemiyeti tarafından seçilmiş kadın kâtibe
ve
memureler aracılığıyla "her an bir disiplin suçu işleyebilecek" olarak algılanan
işçi kadınları kontrol (zabt-ı rabt) altında tutmakla yükümlüydü. Taburda suç
işleyen kadın işçileri yargılamak amacıyla oluşturulmuş olan disiplin kurulunda,
üç erkek üyeye karşılık yalnızca iki kadın üyenin bulunması da ayrıca dikkat
çekiciydi.
Birinci Kadın İşçi Taburu, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti başkanı Enver Paşa'nın
Alman modelini örnek alarak, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti aracılığıyla hazırlattığı
bir kişisel girişimdi. Osmanlı ordusunun bu kadın işçilere yönelik olarak ne
bir ihtiyacı ve ne de bir talebi vardı. Cemiyetin 8 Haziran 1918 tarihli başarısız
ikinci kongre denemesinden sonra dağılma sürecine girmesi, Enver Paşa'nın 2
Kasım 1918 günü bir Alman denizaltısıyla yurtdışına kaçmasıyla daha da hızlanınca,
gelişen olaylar Enver Paşa'nın bu "şahsi" girişiminin de sonunu hazırladı.
Diğer bir deyişle, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti başkanı ve Başkumandan Vekili
ve Harbiye Nâzırı Enver Paşa'nın emriyle 10 Eylül 1917 günü Birinci Ordu bünyesinde
oluşturulmuş olan Kadın İşçi Taburu, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti aracılığıyla
toplanmış olan birtakım fakir kadınların gözlerden uzak bir kışlada Osmanlı
ordusu tarafından yedirilmesi içirilmesi, giydirilmesi ve barındırılması için
kurulmuştu.
Enver Paşa 2 Kasım 1918 günü İstanbul'dan kaçmak zorunda kalınca, onun kurdurmuş
olduğu Kadın İşçi Taburu da bir ay içinde, 1 Ocak 1919 günü, lağvedilerek tarihe
karıştı...

Voyvoda Caddesi Toplantıları 2003-2004 sayfasına dönüş
Back
Retour
|