|
Galata Yarımadası'nın günümüzde Beyoğlu olarak bilinen kesimi
ise 'karşısı', 'öteki','öte yan' anlamında Pera olarak adlandırılmıştır.
Tarihi Yarımada'ya göre konumlanışından yola çıkılarak verilen
bu ad, Pera'nın günümüze gelene kadar çeşitli dönemlerde taşıdığı
farklı kimliği de ifade eden bir sözcük olmuştur. Tarihi Yarımada'yla
bağlantılı ama yerleşme ve sosyal yapı açısından farklı bir
yer olan Galata'ya ilişkin en erken görsel belgeler olan gravürlerde,
15. yüzyılda sur duvarlarıyla çevrili küçük yerleşmelerin
olduğu görülür. Planlı bir Roma kenti olarak düzenlenen Tarihi
Yarımada'ya karşılık, Galata planlı bir bölge olarak kurulmamıştır;
dolayısıyla eşzamanlı ama farklı kuruluş hikâyeleri olan iki
bölge söz konusudur.
Galata, arkasındaki sırtlarda bahçeleri, incirlikleri olan
bir liman kentidir. Byzantium'un Konstantinopolis'e dönüşmesinden
sonra tüccar ve denizcilerin mekânı olmaya devam eden bölge,
ancak 5. yüzyılda Konstantinopolis'in on dört bölgesinden
on üçüncüsü olarak kent sınırları içine alınmıştır. Cenevizlilerin
Galata'ya yerleşmesi de 12. yüzyıl sonunda gerçekleşecektir.
İstanbul'u alınışında Cenevizlilerin pasif bir tarafsızlığı
seçtikleri, II. Mehmed'in de onlara özel imtiyazlarının sürdürülmesi
hakkını tanıdığı bilinir.. Çok sayıda geminin uğrak yeri olarak
işlek bir liman olan Galata, bu dönemde de statüsünü korudu
ve 'Voyvoda' adı verilen bir vali tarafından yönetilmeye devam
edildi. Siyasi erk elbet Tarihi Yarımada tarafındaydı. Galata
ise bir ticaret merkeziydi. ve sakinlerinin etnik yapısı da
Tarihi Yarımada'dakinden farklıydı. Bu nedenle zaman içinde
yavaş yavaş İstanbul'la bütünleşmesine karşın, ayrıcalığını,
ayrıksılığını, özgünlüğünü hep korudu.
Pera denilen bugünkü Beyoğlu bölgesi ise Fransa ile başlayan,
Avrupa ülkelerinin İstanbul'da sürekli elçilik kurma girişimleri
ve Fetih'ten sonraki İslam politikalarıyla çok yavaş da olsa
kentleşmeye açılmış oldu. Fransız daimi elçiliğinin ardından
diğer elçilikler de açılmaya ve -İran hariç- hepsi kentin
bu yakasına yerleşmeye başladı. Bu da bu bölgenin Tarihi Yarımadanın
yaşamından, yerleşim özelliklerinden, sosyal yapısından farklılaşmasını
sağlıyordu.
Galata ve Pera'nın gelişmesinde kilometre taşı sayılacak
birkaç tarihi olay vardır. Bunlardan biri su sorununun çözümüdür.
Galata'da su büyük bir sorundu. III. Ahmet zamanında, bölgeye
su getiren yollarının ve bugün Taksim dediğimiz su tevzi istasyonunun
kuruluşunun ardından, bölgede yerleşme ve kentleşme hız kazandı.
Matrakçı Nasuh'un bir minyatürü, Galata'yı en iyi anlatan
çalışmalardan biridir. Surları, bugün hâlâ ayakta olan Galata
Kulesi'ni ve bunun dışındaki ağaçlıklı bölgeyi tasvir eden
minyatür, sur kuruluşunu bütünüyle gösterir. Daha sonra, kentin
bu bölgesinin gelişiminde problemler oluşturacak olan bu surların
yıkımına girişilecektir. 18. yüzyıla ait bir gravürde, daha
yoğunlaşmış bir yerleşim görülür. 19. yüzyıla ait haritalarda
yerleşmeyi karşılaşmalı olarak izlemek, 20. Yüzyıl başlarında
yapılmış bir rehber kitapta ise Galata'daki yerleşmenin nasıl
büyümüş olduğunu izlemek mümkündür.
Bölgede asıl değişim 19. yüzyılda Haliç'in iki yakasını birbirine
bağlayan köprünün yapılmasıyla başlar. Galata Köprüsü, karşı
tarafta Sultanhamam ve Kapalıçarşı çevresindeki ticaret bölgesini
Galata'daki ticaret ve finans bölgesine bağlar. Karşısı daha
çok bir üretim ve iç üretimin toplanma merkezi olarak çalışırken
, burası da ithal, ihraç ve finansman işlerinin yürütüldüğü
merkezdir. Bu iki yakanın birbirine bağlanmasının bölgenin
gelişmesinde olağanüstü etkileri olur; adeta bir ekonomi aksı
oluşur. Sultanhamamı'ndan gelip köprüden geçerek Voyvoda Caddesi'nden
yukarıya, Şişhane'ye ve oradan İstiklal Caddesi'ne uzanan
ve bu aksın etrafında zenginleşmeye başlayan bir kentsel yerleşim
meydana gelir. Bu aks, özellikle de Dolmabahçe Sarayı'nın
ve çevresindeki kışlaların yapımıyla İstanbul'un kentsel ağırlık
merkezinin değişimini başlatır.
Art arda yabancı yatırımların imtiyaz sözleşmeleriyle akışında
bölgede yeni gelişen sınıfın ve onların ivme kazandırdığı
toplumsal ve kültürel değişimin büyük rolü olur. İstanbul
bir yandan Tarihi Yarımada'nın kültür mirasıyla, bir yandan
da ortaya çıkan bu yeni kentsel ve ekonomik dinamizmle Yüzyıl
sonunda gerçekten bir dünya kenti olur. Tuhaf bir şekilde,
İmparatorluk adeta batarken, ironik bir kader oyunuyla, İstanbul
bir zenginlik adası olur.
Kırım Savaşının ardından İstanbul'da belediyecilik çalışmaları
başlatıldığında Fransız modeline göre kent ondört bölgeye
(divertissement) bölünür.. Beyoğlu'nu yöneten Altıncı Daire-i
Belediye, kentin en ileri ve en zengin bölgesi olarak çalışmalarıyla
bir pilot yönetim modeli işlevi üstlenir.
1856 yılı aslında ilginç bir tarihtir. Aynı yıllarda Dolmabahçe
yapılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun "Concert Européen"e
-günümüzdeki Avrupa Birliği'ne kısmen tekabül eden bir anlaşmadır-
dahil edildiği Paris Antlaşması imzalanmıştır. Bütün bunlar
bir araya geldiğinde, gerçekten de İstanbul'da ağırlık kazanan,
refah getiren değişiklikler olmuştur. Altıncı Daire-i Belediye
çok önemli işler yapmıştır. Yolların genişletilmesi, kaplanması,
kanalizasyon, kaldırımlar, su dağıtımı, aydınlatma, yapı nizamlarını
oluşturma önce bu bölgede başlar. O dönemde belediye binası
yapılmıştır ve bu belediye Beyoğlu'nun çeşitli yerlerine mektup
kutuları koyarak herkesin yapılan işler konusundaki görüş
ve eleştirilerini toplamaya çalışır. Gazetelerde bu konuda
yapılmış çalışmaların üzerine yazılan eleştiriler, görüşler,
beğeniler aracılığıyla halkın doğrudan belediye çalışmalarını
kontrol etmesini sağlayan önemli bir katılımcılık olayı başlatılır.
Galata ve Pera bağlantısını kesen Galata surlarının yıkımı,
uzun tartışmalar sonunda yine belediyenin kararıyla olur.
Bu uygulama, eleştiriler almakla birlikte genel olarak kabul
görür.
Bölgenin İstanbul genelindeki ayrıcalığını pekiştiren bu
gelişmenin ardından yaşanan büyük yangın, Beyoğlu'nda yeni
düzenlemelere yol açar. Haziran 1870'te gerşekleşen yangın,
sekiz bin yapıyı yok eder, 650 kadar da kişinin ölümüne yol
açar. Bugünkü Büyük Parmakkapı Sokak'tan başlayarak Galata
dahil olmak üzere aradaki bölge tamamen yanar. 1871 yılında
yeni bir düzenleme, bir mevzii plan yapılır. Yeni sistem,
burada arazi fiyatlarının müthiş yükselemesine neden olur
ve birdenbire çok daha üst sınıfın sahibi olduğu bir yerleşim
alanı oluşur. Bölgenin statüsü birdenbire değişir; sınıfsal
bir el değişimiyle bir Avrupa kentine dönüşmeye başlar. Büyük
anıtsal yapıların yapımı neredeyse yüzyıl sonuna kadar tamamlanır.
Tiyatrolar, Levantenlere yahut yabancılara ait okullar, kiliseler,
apartmanlar, restoran ve kafeler, şarküteriler, oteller, modaevleri,
kitapçılar, yayınevleri, seyahat acenteleri ve daha birçok
kentsel zenginlik bu dönemde yerini bulur.
Yüzyıl sonunda bu zengin ortama Avrupa'dan bir yenilik rüzgarı,
Art Nouveau Akımı gelir.
'Art Nouveau' terimi, Fransızca bir tamlama olarak 'Yeni
Sanat' anlamına gelmektedir. Söz konusu akımın ilk filizlenmesi
İngiltere'de dergi illüstratörlerinin çalışmalarıyla başlar
Kısmen İngiltere'nin Gotik geleneğinden veya Rönesans resmi
öncesinden destek alan bu akım, endüstrinin getirdiği sıradanlıklara
karşı daha seçkin bir sanat yaratmak amacıyla başlatıldı.
Gelişerek yüzyıl sonunda Art Nouveau adını alan yeni bir akım
olarak tüm dünyaya yayıldı.
Art Nouveau, uygun tarihi koşulların ürünü olarak İstanbul'da
özgün bir gelişme gösterdi.
Art Nouveau akımının İstanbul'daki en önemli tasarımcısı
Saray'ın da mimarı olan ünlü İtalyan mimar Raimondo D'Aronco'dur.
Onun ünlü Maison Botter binası, İstiklal Cad. 473, İstanbul'da
tarihi bilinen en eski Art Nouveau yapısıdır. Burası, padişahın
da moda danışmanı olan, M.J.Botter'in ünlü modaevidir. İstiklal
Caddesi'nin Tünel'deki başlangıcından hemen sonra konumlanan
yapı -bugün çok hırpalanmış da olsa- mimari önemini hala duyumsatan
bir tasarım olarak ayaktadır.
1894 Depreminde zarar gören Galata'daki Aziziye Karakolu
da Raimondo D'Aronco tarafından yenilenmiştir. Daha sonra
bu bina yıkılarak yerine Seyrüsefain İdaresi ,Mimar Vedat
Bey'e bir acente binası yaptırmıştır.
Karakol'un karşısında konumlanmış olan Merzifoni Mescidi
veya Art Nouveau literatüründeki adı ile Küçük Cami, bir başeserdi.
1958 yılındaki meydan düzenlemesi sırasında yıktırılmadan
önce İstanbul'un çok fotograflanan anıtlarından ve kent perspektifinde
yeri olan bir yapıttı.
R.D'Aronco'nun Tophane'de yaptığı ünlü çeşmesi ne yazık ki
bugün artık yerinde değildir; Maçka'ya taşınmış ve taşınma
esnasında tavan bezemeleri yok edilmiştir. Kuledibi'ndeki
Laleli Çeşme de yine D'Aronco'nun çizgilerini taşır. Barok
kıvrımdal motifinin Art Nouveau'nun serbest floral kıvrımlarına
dönüştürülerek kullanımı ilgi çekicidir.
Pera'da Art Nouveau binaların sıklıkla görüldüğü yerlerden
biri, Asmalımescit Sokağı'dır; ancak oradaki dört Art Nouveau
binadan bugün sadece biri ayaktadır. İstiklal Caddesi'nde
de çok sayıda art noveau yapı bulunmaktadır. Bunlardan biri,
Kamondo ailesine ait bir konaktır. Bu binada geleneksel bir
malzeme olan sırlı tuğla yeni bir dekorasyon konsepti içinde
kullanılmıştır.Günümüzde Fem Dershanelerinin kullandığı bina,
Mis Sok. 28, yine bir Art Nouveau örneğidir. Botter Avi'ndekinden
biraz farklı olarak, dekorasyonun belirli yerlerde lokalize
edildiği bu yapı farklılaşan bir konsepti de işaret eder.
İstiklal Cad. 403 numaralı bina bir diğer örnektir. Stilize
Antik Mısır motiflerini kullanarak bir Art Nouveau dekorasyon
yaratan yetenekli bir tasarımcıyı işaret eder.Binanın Neo-Gotik
çizgiler de taşıyan zemin katı tamamen korunmuş nadir örneklerden
biridir.
Tarihi sürecin belirli bir kesişme noktasında kentin mimari
birikimine katılan yeni ve zengin bir oluşumun öyküsü ve bağlı
olarak bunu belgeleyen yapıtların listesi, burada özetlenenden
çok daha kabarıktır ve derinliklidir. Bu zenginlik ve derinlik,
İstanbul'un görmüş geçirmişliğine yeni katkıların hep olacağı
umudunu tazeler.

Voyvoda Caddesi Toplantıları 2003-2004 sayfasına dönüş
Back
Retour
|