|
Maden İşçileri, Tek Parti Yönetimi ve Savaş
Bir Mücadele Alanı Olarak Zonguldak Kömür Havzası (1920-1947)
Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Avrupa Bankacılık Tarihi Birliği ve Tarih Vakfı işbirliği ile düzenlenen Bankacılık ve Finans Tarihi Araştırma Yarışması 2006 - 2007'te doktora tezi kategorisinde birincilik ödülü.
Ereğli-Zonguldak kömür havzası, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin maden kömürü kaynağı oldu. Bölge, 19. yüzyılın son çeyreğinde bir kömür havzası olarak şekillendi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin en büyük sanayi merkezlerinden biri oldu. Bazen zorla bazen gönüllü olarak kömür ocaklarının yeraltı iş gücü kaynağını oluşturan havzanın erkek nüfusu, bu süreçte geçimlik tarımsal üretimle kömür madenciliği arasında geçici çalışma örüntüleri geliştirdiler. Bu işçiler, Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet Türkiye’si tarihinde yer alan pek çok siyasi, ekonomik ve sosyal değişime tanıklık etmiş olsa da, geçici çalışma örüntüleri değişmemiş olarak kaldı.
Erken Cumhuriyet yıllarındaki “Milli Ekonomi” politikası ve tek parti yönetiminin devletçi sanayileşme girişimleri, kömür madenciliğinin sermaye ve emek boyutlarının yeniden yapılandırılmasını gerektirdi. Bu çabalar, 1940’ta kömür madenciliğinin devletleştirilmesi ve havzada iş mükellefiyeti rejiminin kurulmasıyla sonuçlandı. İş mükellefiyeti, devlet ve havza sakinleri arasındaki ilişkileri gerilimli bir zemine taşıdı.
Ereğli-Zonguldak kömür havzası, tek parti dönemindeki emek-sermaye-devlet ilişkilerinin bir mikrokozmozudur. Elinizdeki bu çalışma, 1920-1947 yılları arasında kömür madeni işçileri, maden işletmeleri ile devlet arasındaki ilişkilere ve tek parti rejiminin emek politikalarına odaklanarak, bu mikrokozmozun kapsamlı bir analizini sunar. Çalışmanın amacı havza tarihinin kurucu aktörlerinden biri olan maden işçilerinin kendi tarihlerinin oluşumunda oynadıkları etkin rolü açığa çıkarmaktır.


Osmanlı bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Avrupa Bankacılık ve Finans Tarihi Birliği ve Tarih Vakfı işbirliği ile düzenlenen, Bankacılık ve Finans Tarihi Araştırma Yarışması 2006-2007'de makale kategorisinde birincilik ödülü.
Bu kitap, Osmanlı Irak’ında bir Osmanlı-İngiliz Seyrisefain Şirketi kurulması tasarıları ile bunun neticesinde İngiliz nüfuzuna karşı ortaya çıkan ve başını büyük ölçüde bölge tüccarlarının çektiği geniş katılımlı protesto gösterilerini konu ediyor. Özellikle Bağdat ve civarında yoğunlaşan bu eylemlere yerel tüccarlar bazındaki katılım bu dönemdeki merkez-çevre ilişkilerine ışık tutarken, bu tüccarların ve onların öncülüğünde hareket eden halkın kullandığı dil de dönemin genel eğilimi olan Arap milliyetçiliğinin aksine Osmanlıcı söylemin altını çiziyor. Mahalli eşrafın başı çektiği ve hiçbir din ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Bağdat ve Basra vilayetlerinin büyük kesiminin neredeyse bir bütün halinde katıldığı bu tepkilerde İngiltere’nin bölgedeki nüfuzuna yönelik vurgular da mercek altına alınıyor.
Büyük ölçüde arşiv malzemesine dayanan bu çalışma, şu ana kadar bölgedeki hareketlilikleri Arap milliyetçiliği çerçevesiyle sınırlandıran bakış açısına bir alternatif sunmayı amaçlıyor.


Osmanlı Bankası Müzesi, İstanbul'u ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan irdeleyecek bir sempozyum serisi başlattı. Serinin ilkini oluşturan “Eski İstanbullular ve Yeni İstanbullular” sempozyumunda, İstanbul'un modernleşme sürecinin bilinmeyen demografik yapısına ışık tutmak amaçlandı.
İstanbul’da 19. yüzyılda hız kazanan nüfus artışı; 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülmesi, yeni ulus-devletlerin ortaya çıkışı sonucu başkentin etki alanının daralması, devletçi iktisat politikalarının benimsenmesi gibi gelişmelere bağlı istihdam kayıpları nedeniyle geriledi. İstanbul nüfusunun yarım yüzyıl süren duraklama dönemi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, yerini hızlı bir büyüme dönemine bıraktı. İstanbul, 20. yüzyıl başındaki nüfus büyüklüğüne ancak 1950’li yılların başında erişebildi.
1950’den itibaren, özellikle ithal ikameci iktisat politikalarına geçişin ardından hızlanan göç sonucu, kentin nüfusu 20. yüzyılın ikinci yarısında 1950’ye göre 12 kat arttı. Buna bağlı olarak Avrupa’nın en büyük metropollerinden birine dönüşen İstanbul’da, yaşam tarzları, toplumsal yapı, etnik ve dini toplulukların ağırlığı, hane yapısı ve kent yaşamına katılım kalıpları hızla değişti.
Sempozyumda sunulan tebliğlerden oluşan kitap, değişim halindeki İstanbul’un modernleşme sürecinde yeniden şekillenen kentsel nüfus yapısı ve bileşimi üzerine odaklanıyor.


İstanbul’u Haritalamak
Garanti Galeri son yıllarda günümüz İstanbul’u üzerine yaptığı kentsel araştırma çalışmalarını önce İstanbullaşmak/Becoming Istanbul (2008), daha sonra da Tracing Istanbul [from the air] (Hava Fotoğraflarıyla İz Sürmek, Eylül 2009) isimli yayınları ile okuyucunun ilgisine sundu. Bu kapsamdaki yayınların sonuncusu Mapping Istanbul (İstanbul’u Haritalamak), İstanbul’un güncel parametrelerini haritalar, karşılaştırmalı araştırmalar ve yazılar aracılığıyla değerlendirmeye sunuyor. Kitapta; nüfus, ekonomik faaliyetler, eğitim, arazi kullanımı, ulaşım, deprem, yapı stoğu, konut, sağlık, kültürel donatılar, tüketim ve enerji kaynakları gibi konulardaki güncel veriler değerlendirilerek oluşturulan özgün haritalar, araştırmalarını bu alanlarda yoğunlaştıran uzmanların metinleriyle paralel olarak yer alıyor. Kitabın giriş yazılarından ilki, peyzajın günümüz kentsel düzeninin bir aracı olarak yeniden ortaya çıkışını tanımlamak için "peyzaj şehirciliği" (landscape urbanism) terimini literatüre kazandıran Charles Waldheim tarafından kaleme alındı. Sosyal coğrafya alanındaki çalışmaları “Mapping Istanbul”a kaynak teşkil eden şehirci ve kartograf Murat Güvenç ise metinlerinde, İstanbul’daki yapılaşmanın kendine özgü koşullarına ve kentin toplumsal coğrafyasının haritalar aracılığıyla okunmasının yollarına odaklandı.


İstanbul, Hava Fotoğraflarıyla İz Sürmek
Tracing Istanbul [from the air] (İstanbul, Hava Fotoğraflarıyla İz Sürmek) Oğuz Meriç'in 1992–2009 yılları arasında çektiği binlerce hava fotoğrafından bir seçki sunuyor. İstanbul'da yapılı çevrenin içinde barınan izler, üç bağımsız söyleşide ele alındı. Murat Güvenç, Deniz Aslan ve Pelin Derviş'in yorumları görünenin ardındaki yapılara açıklık getirerek kentin yakın geçmişine ve güncel dinamiklere eleştirel açıdan yaklaşıyor. Kitabın editörü Meriç Öner söyleşileri fotoğraflarla diyalog içinde akan bir biçimde yeniden kurguladı. Metin bu haliyle Oğuz Meriç'in biriktirdiği izleri takip etmekte okuyucuya aracılık ediyor, kentsel politikaları ve uygulamaları tartışmaya açıyor ve fiziksel dokunun ardındaki sosyal dokuyu deşifre etmeyi deniyor.


Eldem, 20. yüzyıl Türkiye'sindeki tarihsel kişiliklerin olağanlaşamama halinin örneklerinden biri.
Siyasal bir kimliği olmadığı halde, siyasal önderlik rolü oynayanların takıldığı bariyere takılıyor. Yaşarken çekilmiş bir televizyon belgeselinde denildiği gibi,
"O Sinan'dan Sonraki En Önemli Türk Mimarı." Sadece bu bile ona nasıl bir kimlik biçildiğini gösteriyor: Eldem'in sırtında esaslı bir yük var.
"Sedad Hakkı Eldem II: Retrospektif" ise, Eldem'i o yükten kurtarıp historiyografik bir özne olarak yeniden gündeme taşımayı amaçlıyor. Burada Eldem herhangi biri gibi, ancak kuşkusuz, çok çalışkan, verimli ve çoğul uğraşlara sahip biri olarak inceleniyor. Bu incelemeyi kapsamlı kılansa, daha sağlığında efsaneleşmiş olan geniş özel arşivi. Dolayısıyla, kitapta kutsanan birşey varsa, o da Sedad Hakkı Eldem'den ve ürününden çok, arşivi... Kitabın eksenini de o arşive dayanan ve eksiksiz olması hedeflenmiş bir yapı ve projeler kataloğu oluşturuyor. Katalog, kitabın diğer metinlerini de kendi kronolojik mantığı bağlamında "taşıyor" ve Eldem'le tarihçileri buluşturuyor.


İlki 2007'de gerçekleştirilen ve farklı temalar çerçevesinde oluşturulan "Aydınlanma Sempozyumu" serisi, yetkin araştırmacıların katılımıyla gerçekleştirilen bilimsel bir tartışma platformunda, aydınlanmanın hem tarihsel arka planını ve hem de güncel konumunu gündeme getirmek amacıyla, Osmanlı Bankası Müzesi tarafından hayata geçirildi. Serinin sonuncusunu oluşturan "Aydınlanma ve Ekonomi" sempozyumu, 10-11 Ekim 2008 tarihinde, Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Berksoy'un küratörlüğünde gerçekleştirildi.
Dördüncü sempozyum, büyük bir küresel ekonomik krizle simgelenen ilginç bir tarih noktasına rast geldi. Böylelikle, sempozyumda tartışılan konular üç ana tema etrafında şekillendi. Bunlardan birisinde, genel olarak Aydınlanma ve bu bağlamda Osmanlı tarihiyle günümüz değerlendirildi. Kapitalizm ve piyasa ekonomilerinin tarihsel gelişimi, salınımları konusundaki değerlendirmeler, ikinci ekseni oluşturdu. Üçüncü bir tartışma ekseni de, küresel kriz ve bu bağlamda Türkiye ekonomisinin güncel sorunlarının değerlendirilmesi oldu.
Kitap; Aydınlanma ana ekseni etrafında, iktisadi düzen, ekonomide özel kesim ve devletin rolleri, küreselleşme, küresel ve ulusal krizler gibi alt temalar etrafında toplanan tebliğlerden oluşuyor. Genel değerlendirmelerin yanı sıra Aydınlanma, küreselleşme, kriz ve benzeri temel referans noktaları açısından Türkiye ekonomisini, tarihi ve güncel boyutlarıyla ayrıntılı biçimde tartışmaya açıyor.


Sigorta, ticaretin gelişmesine paralel olarak artan riskler karşısında insanların, mallarını ve canlarını güvence altına alma ihtiyacından doğmuştur. Osmanlı İmparatorluğu ise Akdeniz ticareti kanalıyla sigortayla tanışmıştır. 19. yüzyılın ortalarında ticaretin hızla artmasıyla birlikte Batı'nın önemli sigorta şirketleri Osmanlı topraklarında faaliyet göstermeye başlamıştır. Ticaretin ve özellikle deniz taşımacılığının risklerinden kuvvet bulan bu yeni sektör, kısa sürede dönemin diğer büyük risk faktörü yangına karşı da güvence olmuştur. Ardından hayat, kaza sigortası gibi daha özel alanlar gelişmeye başlamıştır. Ağırlıklı olarak David M. Kohen'in özel koleksiyonuna dayanarak düzenlenen ve Osmanlı İmparatorluğu'nda sigortacılığı konu eden "Mal Canın Yongasıdır: Davis M. Kohen Koleksiyonundan Belgelerle Osmanlı İmparatorluğu'nda Sigortacılık" sergisine eşlik eden bu kitap, dönemin belge ve objelerine dayanarak bu tarihsel süreci anlatmayı amaçlamaktadır.


Osmanlı Bankası Müzesi'nin, Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fuat Keyman'ın küratörlüğünde, 11-12 Nisan 2008 tarihlerinde düzenlediği Aydınlanma Sempozyumu'nda "vatandaşlık" kavramı hem kuramsal düzeyde, hem de Türkiye örneği içinde tartışıldı. Vatandaşlığın, gerek bir "yasal statü", gerek bir "toplumsal/siyasal kimlik", gerekse de "haklar-özgürlükler-sorumluluklar ekseninde hareket eden bir toplumsal pratik" olarak içerdiği çokboyutlu ve çokkatmanlı yapısını çözümleyen sunuşlardan, tartışmalardan ve yorumlardan oluşan sempozyum, bu alanda bir ilk niteliğini taşıyordu.
2007 yılında başlatılan Aydınlanma Sempozyumlarının devamı niteliğindeki 3. sempozyumda, katılımcılar, "Aydınlanma ve Vatandaşlık - Türkiye'de Modernleşme ve Vatandaşlık, Vatandaşlık ve Demokratikleşme" başlığı altında kuramsal, tarihsel ve sosyolojik derinliği olan sunumlar yaptı ve bu sunumlar, verimli bir tartışma-yorum sürecine açıldı. Sunum ve tartışmalarla; Türkiye'nin yarını için çok önemli olan "çokkültürlü, farklılıkları tanıyan ama aynı zamanda aralarında ortak bir dil yaratmayı hedefleyen, hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınmasını sağlayan" bir vatandaşlık anlayışının kuramsal çerçevesi çizilmeye çalışıldı. Sempozyum; "modern toplumlarda demokratik yönetim", "milliyetçilik ve köktenciliği harekete geçiren kimlik temelli çatışmalar", "sosyal adalet" ve "çevre" alanlarında yeni bir vatandaşlık bilincinin oluşması çağrısında da bulundu. Sempozyumun tebliğlerinin gözden geçirilmesi ve güncellenmesi temelinde yeniden yazılmasıyla ortaya çıkan makaleleri, bu kitapla daha geniş kitlelere sunarak, vatandaşlık tartışmalarının daha geniş bir katılımla sürdürülmesini umut ediyoruz.


Elinizde tuttuğunuz kitap, Garanti Galeri'nin (GG) 4 Nisan 2007 – 16 Kasım 2008 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 9 sergiyi bir araya getiriyor: GG, Osmanlı Bankası Müzesi işbirliği ile Turgut Cansever: Mimar ve Düşünce Adamı başlıklı retrospektif sergi düzenledi ve aynı başlığı taşıyan bir de kitap yayınladı...
İstanbul'un cadde ve sokaklarının isim tabelalarıyla, kapı numarası tabelaları, genel programından yazı karakterine dek, özgün bir tasarım konseptiyle yenilendi. "İstanbul'u Tabeladan Okumak" isimli sergide bu yeni bildirişim öğeleri tanıtıldı... The Graphic Impretive'den Seçmeler sosyo – politik içerikli afişlerin son 40 yılına bakan bir retrospektif sergi idi...Hackers and Haute Couture Heretics: Moda Atölyeleri modanın nasıl değiştirilebileceğini ve dönüştürülebileceğini araştırıyordu. Galeride gerçekleştirilen bir dizi atölye çalışmasında, moda sistemi içinde yeni uygulama şekilleri arandı, sistemi dönüştürmenin yollarını bulmak için parçalanarak incelendi...Tarazi Design studio: Kişi-Başına başlığını taşıyan sergi, bir tasarım yerleştirmesiydi ve izleyici/katılımcıya yirminci yüzyılın ortaya koyduğu geleceğe dönük, kafa karıştırıcı bazı sorular yöneltti...Lifli Oda; Strüktüel Mantığı Araştırmak uzun soluklu bir projenin bir aşamasına işaret ediyordu. Süreci gözler önüne sermeyi hedefleyen sergideki prototip zaman içerisinde gelişti... Sürdürülebilirlik için Moda başlıklı sergi modayı, sürdürülebilirlik adına değişim için pozitif bir güç olarak ele aldı. Sergi, altı ana sürdürülebilirlik temasıyla uluslararası uzmanların davetli olduğu bir dizi galeri sohbeti ve atölye programı çevresinde yapılandırıldı... Türbülanslı Topolojiler başlığını taşıyan sergi, Marcos Novak'ın 1995 yılında yayınladığı "Mimarlığı İletmek: Fiziküstü Şehir" ile diğer makale ve projelerde geliştirdiği temaların bir uzantısı niteliğini taşıyordu. GG, Türbülanslı Topolojiler'i İstanbul'dan sonra Venedik'teki Mimarlık Bienali paralelinde Bevilacqua La Masa Foundation'ın Palazzetto Titto mekanında sergilendi... Becoming İstanbul başlıklı sergi GG ve Alman Mimarlık Müzesi (DAM, Farnkfurt am Main) işbirliğiyle DAM'da gerçekleştirildi. Sergiyle birlikte çok sayıda yazarın katılımıyla bir de kitap yayınlandı.

|